<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Şifa Merkezi &#187; Ağrılar</title>
	<atom:link href="http://www.sifamerkezi.com/kategori/agrilar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sifamerkezi.com</link>
	<description>Lokman Hekimin Tavsiyesi &#34;Sağlık için; çiğ yeme, sıcak yeme , çok yeme&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 21:28:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>KARIN AĞRILARININ ÇEŞİTLERİ</title>
		<link>http://www.sifamerkezi.com/karin-agrilarinin-cesitleri.html</link>
		<comments>http://www.sifamerkezi.com/karin-agrilarinin-cesitleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 22:57:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağrılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sifamerkezi.com/?p=186</guid>
		<description><![CDATA[KARIN AĞRILARININ ÇEŞİTLERİ · Visseral(yaygın) ağrı · Somatik(organa ait) ağrı · Yansıyan ağrı VİSSERAL AĞRI · Periton ya da organ çeperinde ödem veya gerilme nedeniyle ortaya çıkan ağrıdır · Yayılan bir ağrıdır; nadiren, bir yerde hissedilir · Organın duyusal sinirleri tarafından, organdan uzak bir yerde algılanabilir SOMATİK AĞRI · Pariyetal(karın duvarındaki) peritonun veya diyafragmanın inflamasyonu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-188" title="mide_agrisi" src="http://www.sifamerkezi.com/wp-content/uploads/2009/12/mide_agrisi-150x150.jpg" alt="mide_agrisi" width="150" height="150" />KARIN AĞRILARININ ÇEŞİTLERİ<br />
· Visseral(yaygın) ağrı<br />
· Somatik(organa ait) ağrı<br />
· Yansıyan ağrı<br />
VİSSERAL AĞRI<br />
· Periton ya da organ çeperinde ödem veya gerilme nedeniyle ortaya çıkan ağrıdır<br />
· Yayılan bir ağrıdır; nadiren, bir yerde hissedilir<br />
· Organın duyusal sinirleri tarafından, organdan uzak bir yerde algılanabilir</p>
<p>SOMATİK AĞRI</p>
<p>· Pariyetal(karın duvarındaki) peritonun veya diyafragmanın inflamasyonu (yangısı, iltihabı) sonucu oluşan ağrıdır</p>
<p>· Keskindir (bıçak saplanır tarzda)</p>
<p>· Yeri bellidir</p>
<p> </p>
<p>YANSIYAN AĞRI</p>
<p>· Etkilenen (hasta) organın uzağında algılanan ağrıdır</p>
<p>· Yansıyan ağrıya neden olan bazı hastalıklar</p>
<p>· Pnönomi</p>
<p>· Akut myokard infarktüsü</p>
<p>· Erkek cinsel ve üreme organları (genitoüriner) sorunları</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sifamerkezi.com/karin-agrilarinin-cesitleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AĞRI KONTROLÜ</title>
		<link>http://www.sifamerkezi.com/agri-kontrolu.html</link>
		<comments>http://www.sifamerkezi.com/agri-kontrolu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 22:54:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağrılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sifamerkezi.com/?p=183</guid>
		<description><![CDATA[AĞRI KONTROLÜ : Bazı durumlarda ağrıyı dindirmek üzere Nitronoks veya morfin sülfat verilebilir. NİTRONOKS: % 50 nitrous oxide(diazot monoksit) + % 50 oksijen karışımından oluşan bir gazdır. Ø Solunduktan sonra 2-5 dakika içinde ağrıyı azaltır. Bilinçli hastanın kendisi maskeyi tutarak, ağrısı dinene kadar soluyabilir. (Bilimçsiz hastada ağrı duyusundan söz edilemez!; bilinçli hastanın maskeyi tutmasının nedeni, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-184" title="he6_agri-kesici" src="http://www.sifamerkezi.com/wp-content/uploads/2009/12/he6_agri-kesici-150x150.jpg" alt="he6_agri-kesici" width="150" height="150" />AĞRI KONTROLÜ :</p>
<p>Bazı durumlarda ağrıyı dindirmek üzere Nitronoks veya morfin sülfat verilebilir.</p>
<p>NİTRONOKS: % 50 nitrous oxide(diazot monoksit) + % 50 oksijen karışımından oluşan bir gazdır.</p>
<p>Ø Solunduktan sonra 2-5 dakika içinde ağrıyı azaltır. Bilinçli hastanın kendisi maskeyi tutarak, ağrısı dinene kadar soluyabilir. (Bilimçsiz hastada ağrı duyusundan söz edilemez!; bilinçli hastanın maskeyi tutmasının nedeni, herhangi bir sorun oluştuğunda tutamayacak ve siz bu durumda gazı keseceksiniz)<br />
<span id="more-183"></span></p>
<p>Ø Pnömotoraks şüphesinde, KOAH da, kafaiçi basıncını artırdığından kafa yaralanması olan hastalarda, alkol ya da uyuşturucu alındığı hallerde kullanılmaz.</p>
<p>Ø Bulantıya ve kusmaya sebep olabilir</p>
<p>Ø Özellikle yanıklarda, iskelet kas ağrılarında, iskemik göğüs ağrısı şüphesinde, şiddetli korku hallerinde kullanılabilir</p>
<p>MORFİN SÜLFAT :</p>
<p>Ø Göğüs yaralanması olan hastalardan özellikle kaburga kırığı olanlarda, ağrıyı azaltacak ve derin soluk alıp-vermeyi kolaylaştıracak bir ilaçtır.</p>
<p>Ø MSS ni etkileyerek solunumu baskılayan etkisini unutmayın.</p>
<p>Ø Kan ve sıvı kaybına bağlı hipotansiyonlarda kullanmayın</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sifamerkezi.com/agri-kontrolu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKUT BATIN</title>
		<link>http://www.sifamerkezi.com/akut-batin.html</link>
		<comments>http://www.sifamerkezi.com/akut-batin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 22:20:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağrılar]]></category>
		<category><![CDATA[İç Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sifamerkezi.com/?p=172</guid>
		<description><![CDATA[AKUT BATIN Bu terim, karın boşluğunu çevreleyen periton zarının akut iritasyonu (tahriş olması nedeniyle uyarılması) sonucu ortaya çıkan belirti ve bulguların tümü için kullanılmaktadır. Periton zarının iritasyonunun nedeni, karındaki bir yaralanma olabileceği gibi, yaralanma olmaksızın içorganların hastalıkları da olabilir. Akut karın, genellikle, aniden ortaya çıkan ve çabuk ilerleyen bir sorundur. Çok acil (urgent) veya acil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AKUT BATIN</p>
<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-173" title="karinagrisidg5" src="http://www.sifamerkezi.com/wp-content/uploads/2009/12/karinagrisidg5-150x150.jpg" alt="karinagrisidg5" width="150" height="150" />Bu terim, karın boşluğunu çevreleyen periton zarının akut iritasyonu (tahriş olması nedeniyle uyarılması) sonucu ortaya çıkan belirti ve bulguların tümü için kullanılmaktadır.</p>
<p>Periton zarının iritasyonunun nedeni, karındaki bir yaralanma olabileceği gibi, yaralanma olmaksızın içorganların hastalıkları da olabilir.</p>
<p>Akut karın, genellikle, aniden ortaya çıkan ve çabuk ilerleyen bir sorundur.<br />
<span id="more-172"></span></p>
<p>Çok acil (urgent) veya acil tedaviye gereksinim vardır. Bu tedavi ameliyat da olabilir</p>
<p> </p>
<p>ABDOMİNAL KATASTROF (BATIN FACİASI)<br />
Aniden başlayan ve çok şiddetli olan akut batın için kullanılan bir deyimdir.</p>
<p> </p>
<p>AKUT BATINDA AABT’ NİN SORUMLULUKLARI</p>
<p>· Karındaki ağrı ve hassasiyet nedeniyle, akut karın vakası olduğunu saptayabilmek</p>
<p>· Kesin tanı koyma çabasıyla alanda vakit kaybetmemek; örnek: apandisit veya dış gebelik rüptüründen hangisi olabileceğini daha ayrıntılı araştırmak amacıyla vakit kaybetmemek gibi.</p>
<p>· Hastayı mümkün olduğunca çabuk, acil servise götürmek</p>
<p> </p>
<p>UNUTMAYIN: akut batında kesin tanı ancak hastanede, çeşitli tetkik ve muayene yöntemleriyle konulabilmektedir. Bazen bunlara rağmen kesin tanı koymak mümkün olamamaktadır.</p>
<p> </p>
<p>AKUT BATINDA BELİRTİLER</p>
<p>· Bölgesel ve/veya yaygın ağrı vardır</p>
<p>· Yansıyan ağrı olabilir</p>
<p>· İştahsızlık, bulantı, kusma</p>
<p>· İleus (Barsak paralizi)</p>
<p>· Sıvı kaybı(dehidratasyon)</p>
<p>· Hasta genelde sessizdir ve ağrı nedeniyle hareket etmekten kaçınır, dizlerini karnına çekerek ve kıvrılarak yatar</p>
<p> </p>
<p>AKUT BATINDA BULGULAR</p>
<p>· Hızlı ve yüzeysel solunum (taşipne); dispne</p>
<p>· Taşikardi</p>
<p>· Düşük kan basıncı (hipotansiyon)</p>
<p>· Karında yerel veya yaygın hassasiyet</p>
<p>· Gergin karın</p>
<p>· Vücut ısısında artış</p>
<p>· Konstipasyon (kabızlık)</p>
<p> </p>
<p>PERİTONUN SİNİRLERİ</p>
<p>Pariyetal Peritonun sinirleri<br />
karın derisinin sinirleri ile aynı duyumları (ağrı, dokunma, basınç, ısı vb) algılarlar. Bundan dolayı pariyetal peritonun sensoryal (his=duyu) sinirleri, ağrıyı odakladıklarından, iritasyon noktasının daha doğru tespit edilmesini sağlarlar<br />
Visseral Peritonun sinirleri<br />
otonom sinir sistemi tarafından yönetilirler. Bu sinirler, herhangi bir duyuma daha az odaklanırlar. Kolik tarzında veya yansıyan ağrıda olduğu gibi</p>
<p> </p>
<p>YANSIYAN AĞRI</p>
<p>Visseral peritonun sinirleri;</p>
<p>yangılı ve gerilmiş organın peritoneal yüzeyinin iritasyonuna bağlı olarak, gerilme ya da basınç algılandığında, ağrının uzak bir noktadan hissedilmesidir,</p>
<p>Örnek: safra kesesi ağrısının sırta vurması (yansıması)</p>
<p> </p>
<p>EN SIK RASTLANAN YANSIYAN AĞRILAR<br />
SORUN<br />
YERLEŞIM<br />
YANSIMA</p>
<p>Kolesistit<br />
Sağ üst kadran<br />
Sağ omuz</p>
<p>Apandisit<br />
Sağ alt kadran<br />
Göbek</p>
<p>Dalak rüptürü<br />
Sol üst kadran<br />
Sol omuz</p>
<p> </p>
<p>AKUT BATIN DÜŞÜNÜLEN HASTANIN DEĞERLENDİRİLMESİ</p>
<p> </p>
<p>GÖZLE MUAYENE (İNSPEKSİYON):</p>
<p> </p>
<p>Karındaki distansiyona (şişkinliğe ve gerginliğe) bağlı olarak hastanın sessizliği ve/veya huzursuzluğu, hareket etmekten kaçınması ve dizlerini karnına çekerek kıvrılmış halde yan yatması;</p>
<p>Hastanın karnında şekil bozukluğu, morluk veya başka renk değişikliği, geçirilmiş ameliyat izi vs. yönünden değerlendirme yapılır</p>
<p> </p>
<p>ELLE MUAYENE (PALPASYON):</p>
<p> </p>
<p>Karın kaslarında sertlik (muskuler rijidite), karın kaslarının yumuşaklığı, yaygın veya yerel hassasiyet, özellikle Abdominal Aorta Anevrizma Rüptürünü teşhise yarayan ele gelen atımlı kitle, defans (muayene esnasında hastanın karnını koruma amaçlı kasması).</p>
<p>Bunlar, Akut batın tanısını koymak üzere saptanması gereken çok önemli ipuçlarıdır.</p>
<p>Barsak seslerinin dinlenilmesi, alanda acil bakımı yönlendirecek bir ipucu olmadığından ve zor duyulduğundan, özellikle vakit kaybedilmemesi açısından önerilmemektedir</p>
<p> </p>
<p>PERİTONİTE (PERİTONEAL İNFLAMASYONA) NEDEN OLAN ETKENLER</p>
<p>· İltihap &#8211; irin</p>
<p>· Kan</p>
<p>· Feçes</p>
<p>· İdrar</p>
<p>· Amniyotik sıvı</p>
<p>· Ölü hücreler</p>
<p>· Mide asidi ve içeriği</p>
<p>· Barsak enzimleri veya barsak içeriği</p>
<p>· Pankreatik enzimler</p>
<p>· Safra</p>
<p>· İltihaplanmış doku</p>
<p> </p>
<p>AKUT BATINDA ACİL BAKIM</p>
<p>· Kesin tanı koyma girişimlerinden kaçının</p>
<p>· Soluk yolunun açık olmasını ve açık kalmasını sağlayın,</p>
<p>· Kusma olasılığına karşı önleminizi alın</p>
<p>· Hastanın yaşamsal bulgularına göre gereksindiği yoğunlukta oksijen verin</p>
<p>· İç kanama ve Hipovolemik şok olasılığına karşı uyanık olun, takip ve tedbirlerinizi aksatmayın</p>
<p>· Ağızdan hiçbir şey vermeyin; susama hissi fazlaysa, dudaklarını ve dilini ıslak gazlı bezle silin</p>
<p>· Ağrı kesici(analjezik) veya sakinleştirici (sedatif) vermeyin</p>
<p>· PQRST ile ağrı öyküsünü ayrıntılı alarak kaydedin</p>
<p>· Hastanın rahat ettiği pozisyonda olmasına özen göstererek acilen hastaneye nakledin</p>
<p> </p>
<p>Alanda asla rebound muayenesi yapmayın! Rebound: özellikle hassasiyeti olan hastanın karnına parmaklarla iyice bastırdıktan sonra birdenbire ortaya çıkan şiddetli ağrıdır. Bazen ağrının şiddetiyle hasta bilincini kaybedebilir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sifamerkezi.com/akut-batin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANJİNAL AĞRININ ÖZELLİKLERİ :</title>
		<link>http://www.sifamerkezi.com/anjinal-agrinin-ozellikleri.html</link>
		<comments>http://www.sifamerkezi.com/anjinal-agrinin-ozellikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 22:15:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağrılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sifamerkezi.com/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[ANGİNA PECTORİS Kalp kasının artan oksijen ihtiyacının karşılanamaması sonucu ortaya çıkan yakınmalar zinciridir. Kalp kasında kalıcı hasar oluşturmaz. Göğüs ağrısı en önemli belirtisidir. Anjina Pektoriste görülen ağrıya anjinal ağrı denilmektedir. ANJİNAL AĞRININ ÖZELLİKLERİ : P ® Artıran/tetikleyen etkenler: normalde olduğundan fazla hareket veya iş yapma, stres, ağır yemek, aşırı sevinç/üzüntü/korku/endişe, aşırı sıcak ya da soğuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ANGİNA PECTORİS</p>
<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-166" title="sifa" src="http://www.sifamerkezi.com/wp-content/uploads/2009/12/sifa-150x150.jpg" alt="sifa" width="150" height="150" />Kalp kasının artan oksijen ihtiyacının karşılanamaması sonucu ortaya çıkan yakınmalar zinciridir. Kalp kasında kalıcı hasar oluşturmaz. Göğüs ağrısı en önemli belirtisidir. Anjina Pektoriste görülen ağrıya anjinal ağrı denilmektedir.<br />
<span id="more-165"></span></p>
<p>ANJİNAL AĞRININ ÖZELLİKLERİ :</p>
<p>P ® Artıran/tetikleyen etkenler: normalde olduğundan fazla hareket veya iş yapma,</p>
<p>stres, ağır yemek, aşırı sevinç/üzüntü/korku/endişe, aşırı sıcak ya da soğuk</p>
<p>® Azaltan/ağrıyı hafifleten etkenler: dinlenme</p>
<p>Q ® Sıkıştırıcı, baskılayıcı tarzda bir ağrı</p>
<p>R ® Ağrının yeri : substernal (sternumun alt kısmında)</p>
<p>® Ağrının yayılımı: Sol omuz, kol, çene, epigastrium</p>
<p>S ® Hafiften orta şiddete kadar değişebilir</p>
<p>T ® 5-10 dakika sürebilir</p>
<p>Ağrıya eşlik eden semptomlar : Bulantı, solunum güçlüğü(dispne), aşırı terleme</p>
<p>Ø Bazen(özellikle yaşlı ve diyabetik kişilerde) göğüste ağrı olmadan ancak göğüste ezilme-sıkışma hissi, dispne ve hatta aşırı terleme ile de görülebilir.</p>
<p>Ø Bazen, Safra kesesi hastalığı ve hazımsızlık ile karıştırılabilmektedir</p>
<p>ACİL BAKIM</p>
<p>Ø Anjinal ağrısı olan hasta öncelikle, hem bedensel hem de ruhsal yönden dinlenebileceği bir yere alınmalıdır. Böylece kalbin oksijen gereksinimi aza indirilmiş olacak ve hasta kısmen rahatlayacaktır</p>
<p>Ø Yüksek yoğunlukta (% 90, torbalı geridönüşsüz maske ile) oksijen başlanmalıdır</p>
<p>Ø Dilaltı nitrogliserin (tablet veya spray şeklinde olabilir) verilir. Türkiye’de kullanılan nitrogliserin “İsordil, 5 mg” dır. Nitrogliserin, kalbin yükünü hafifletip oksijen gereksinimini azaltırken, koroner arterleri genişleterek daha fazla kanlanmasını sağlar. Hastanın ağrısı bu şekilde hafifler. Bazen tek doz yetersiz kalabilir, bu durumda 5 dakika arayla doz 3 kereye kadar tekrarlanabilir; ilaç kan basıncını düşürdüğünden hastanın kan basıncı düşükse verilmemelidir</p>
<p>Ø Damar yolu açılarak, DAKŞ sıvı başlanmalıdır</p>
<p>Ø Hasta monitöre bağlanarak hastaneye nakledilmelidir</p>
<p>NİTROGLİSERİN</p>
<p>Türkiye’ de anjinal ağrılarda dilaltı olarak halen 5 mg’lık İsordil kullanılırken, yurt dışında tablet veya spray şeklinde 0.4 mg lık dilaltı nitrogliserin kullanılmaktadır</p>
<p>F Etkisi : Düz kasları gevşeten, çabuk etkisi ile kalbin iş yükünü hafifletir ve koroner arterlerin dilatasyonunu sağlayarak iskemik dokunun beslenmesini sağlar. Ağrı iki dakika içinde hafifleyebilir</p>
<p>F Yan etkileri: baş ağrısı, kan basıncında düşme</p>
<p>F Kullanılması önerilmeyen durum: Hastanın kafaiçi basıncının arttığı durumlardır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sifamerkezi.com/anjinal-agrinin-ozellikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diş ağrısı</title>
		<link>http://www.sifamerkezi.com/dis-agrisi.html</link>
		<comments>http://www.sifamerkezi.com/dis-agrisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 21:58:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağrılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sifamerkezi.com/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[Diş ağrısı ihmale gelmez   Diş ağrıları genellikle basit ağrılar olarak görülüp, ihmal edilir. Dayanılmaz hale gelinceye kadar da diş hekimine gidilmez&#8230; Diş ağrılarının nedenlerine bakarsak;  Diş çürükleri ve diş abseleri  Diş minesinin aşınması  Dişeti hastalıkları  Gömülü Dişler  Sinüzit gibi ağız dışı hastalıklar sıralanabilir.        Diş ağrıları nedenleri arasında en sık görülen diş çürükleridir. Ağız içine yerleşen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-thumbnail wp-image-71 alignleft" title="dis-agrisi-1" src="http://www.sifamerkezi.com/wp-content/uploads/2009/12/dis-agrisi-1-150x150.jpg" alt="dis-agrisi-1" width="150" height="150" />Diş ağrısı ihmale gelmez  <br />
Diş ağrıları genellikle basit ağrılar olarak görülüp, ihmal edilir. Dayanılmaz hale gelinceye kadar da diş hekimine gidilmez&#8230;<br />
Diş ağrılarının nedenlerine bakarsak;<br />
 Diş çürükleri ve diş abseleri<br />
 Diş minesinin aşınması<br />
 Dişeti hastalıkları<br />
 Gömülü Dişler<br />
 Sinüzit gibi ağız dışı hastalıklar sıralanabilir.<br />
<span id="more-70"></span><br />
       Diş ağrıları nedenleri arasında en sık görülen diş çürükleridir. Ağız içine yerleşen bakteriler şekerli ve unlu yiyecek kalıntıları ile asit oluşturur ve bu da dişin koruyucu tabakasını zayıflatarak çürüklere neden olur.<br />
       Diş ağrıları genellikle zonklama şeklinde ve oldukça rahatsız edici olarak duyulur. Ağrı gittikçe şiddetlenir ve bazen dayanılmaz bir hal alır. Özellikle abse gibi iltihabi bir durum varsa dışarıdan farkedilecek kadar şişliklere neden olabilir. Sıcak &#8211; soğuk hassasiyeti ve dişe bastırınca hassasiyet artar. Dişlerde minik kırılmalar görülebilir.<br />
       Diş ağrısı başladığında vakit kaybetmeden bir diş hekimine gitmekte fayda vardır. Zira diş ağrısı nedenlerinden de anlaşılacağı gibi, ağrı kendi kendine geçme özelliği genellikle göstermez ve tedavi gerektirir.<br />
       <br />
DİŞ SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN<br />
       Ancak diş sağlığını korumak ve diş ağrılarında en iyi tedavinin yapılmasını sağlamak için bazı noktalara dikkat edilebilir:<br />
 Ağız hijyenine dikkat etmek<br />
 Diş ağrısı başladığında, diş aralarında kalmış yemek artığı, vb olup olmadığı kontrol etmek; varsa dişe zarar vermeden ve ağrıyı artırmadan temizlemek<br />
 Bilinçsiz ve aşırı ağrı kesici kullanımından kaçınmak<br />
 Bilinçsiz ağrı giderme yöntemlerinden kaçınmak ( ağrıyan diş üzerine ağrı kesici konması, alkollü pamuk uygulaması, vb.)<br />
 Diş hekimine ağrı ile ilgili ayrıntılı bilgi vermek ve varsa daha önce geçirilen diş operasyonlarından haberdar etmek.<br />
20 Ocak 2005 — Diş ağrısı aynı zamanda bilinçsiz ağrı kesici kullanımının ve çeşitli yöntemlerin en sık görüldüğü ağrı çeşitlerinden biridir. Ağrıyan diş üzerine ağrı kesici konması, alkollü pamuk uygulaması gibi&#8230; Oysa diş ağrısı kendi kendine geçme özelliği göstermez ve tedavi gerektirir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
Ağrıyan diş üzerinde ve dişlerin arasında bulunan gıda birikintileri, diş fırçası ve diş ipi kullanılarak temizlenmeli ve yarım su bardağına yarım çay kaşığı tuz ilave edilerek elde edilen tuzlu su ile ağız iyice çalkalanmalıdır.<br />
Kesinlikle ağrıyan diş üzerine ASPİRİN ya da herhangi bir ağrı kesici ilaç uygulanmamalıdır. Kimyasal yapıları nedeni ile bu gibi ilaçlar diş etinde ve çevre yumuşak dokularda tahrişlere neden olabilmektedir. Bu da diş ağrısının yanında ikinci bir ağrının oluşmasına neden olacaktır.<br />
Eğer iltihap nedeni ile yüzde şişlik oluşmuşsa o bölgeye soğuk kompres yapılmalıdır.<br />
Dişhekimine gitmeden önce bir ağrı kesici ilaç alınabilir.<br />
Diş üzerinde çürük nedeni ile oyuk oluşmuşsa buraya çok az karanfil yağı (eugenol) emdirilmiş pamuk koyulabilir. Eugenol ağrının azalmasını sağlayacaktır. Ancak, bu işlemi yaparken eugenol fazla kullanılarak diş etine sızmasına neden olunmamalıdır. Çünkü karanfil yağı da yumuşak dokuları tahrip edici özelliğe sahiptir.<br />
Bir an önce dişhekimine başvurulmalıdır.<br />
yukarı</p>
<p>Diş kırılması</p>
<p>Tedaviye yardımcı olabilir düşüncesi ile -mümkünse- kırılan diş parçası bulunarak koruma altına alınmalıdır.<br />
30 dakika içerisinde dişhekimine gidilmelidir.<br />
Bu arada bölgede kanama meydana gelmişse temiz bir gazlı bez ile basınç uygulanmalıdır. Basınç uygulamasına rağmen kanama 15 dakika içerisinde durmazsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.<br />
Diş kırılmaları, dişlerin yerlerinde oynaması ya da çıkması, ağız dokularında yaralanmalar ve beyin sarsıntısı sıklıkla da basketbol, futbol vs. gibi kontak sporları yaparken oluşan çarpma ve düşmeler ile trafik kazaları sonucunda oluşmaktadır. Özellikle kontakt spor yapan çocuklarda oluşabilecek ağız yaralanmalarını ve diş kırıklarını önlemek için uygulanacak en uygun yöntem ağız koruyucusu (mounth guard) kullanmalarını sağlamaktır.<br />
Diş darbe nedeni ile kendi yuvasında yer değiştirir ise hafif bir parmak basıncı ile diş eski pozisyonuna getirilmeye çalışılmalıdır.<br />
Dişi yuvasına yerleştirirken kesinlikle zorlanmamalıdır.<br />
En geç 30 dakika içerisinde dişhekimine başvurulmalıdır.<br />
yukarı</p>
<p>Daimi dişin yerinden çıkması</p>
<p>Yerinden çıkan diş bulunmalıdır.<br />
Bulunan diş taç (kuron) kısmından tutulmalıdır. Dişi kök kısmından tutarak buradaki dokuların daha fazla hasar görmesine neden olunmamalıdır. Eğer dişin kök kısmındaki dokular fazla hasar görürse dişin yuvasına tutunması mümkün olmaz. Kuron kısmından tutulan dişin üzerinde bulunan yabancı maddeler akan su altında yıkanmalıdır.<br />
Diş yüzeyinin temizlenmesi sırasında ovalama işlemi yapılmamalı ve kesinlikle fırça kullanılmamalıdır<br />
Öncelikle dişi yuvasına yerleştirmeye çalışılmalıdır.<br />
Dişi yerine yerleştirirken aşırı kuvvet uygulanmamalıdır. Aksi taktirde diş ve diş yuvasında ciddi hasarlara neden olunabilir.<br />
Diş yuvasına yerleştirilebilmişse yerinde sabit kalabilmesi için üzerine temiz bir gazlı bez koyularak ısırtılmalıdır.<br />
Bu şekilde en kısa zamanda dişhekimine başvurulmalıdır.<br />
Eğer diş yuvasına yerleştirilememişse diş hekimine gidinceye kadar süt ya da su içerisinde korunmalıdır.<br />
Yerinden çıkmış dişi tekrar kazanılması için diş dokularının fazla zedelenmemesi ve mümkün olduğunca çabuk diş hekimine baş vurulması gereklidir..<br />
Uygun şartlarda korunmuşsa ve en geç yarım saat içerisinde diş hekimine ulaştırılmışsa dişin tekrar kendi yuvasına yerleştirilerek (reimplantasyon) ile kurtulma şansı %90 dır.<br />
yukarı</p>
<p>Dudak ve yanak yaralanmaları</p>
<p>Yaralı bölge ılık su ile temizlenmelidir.<br />
Yara bölgesinde kanama varsa kanamanın durması için gazlı bezle basınç uygulanmalıdır.<br />
Yanak ya da dudak dışından soğuk kompres uygulanmalıdır.<br />
Eğer yara fazla büyükse ve kanama devam ediyorsa, dişhekimine ya da en yakın acil polikliniğine başvurulmalıdır.</p>
<p>Diş çekimi sonrasında oluşan kanamalar</p>
<p>Diş çekiminden sonra oluşan hafif kanamalar normaldir.<br />
Şiddetli kanama varsa hemen diş hekiminize ya da en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalısınız.<br />
Sızıntı şeklinde kanama varsa çekim yeri üzerine konulan gazlı bez basınç uygulayarak yarım saat tutulursa kanama duracaktır.<br />
Eğer kanama hala devam ederse en uygun olanı dişhekiminize başvurmanızdır. Bu mümkün değil ise bir çay poşetini suda ıslattıktan sonra gazlı beze sarınız ve çekim yerine basınçla uygulayınız . Çay yaprağı içerisinde bulunan kanın pıhtılaşmasına yardımcı mineraller sayesinde yarım saat içerisinde kanama duracaktır.<br />
Eğer sonuç alınmaz ise diş hekiminiz ya da en yakın sağlık merkezine başvurunuz.<br />
yukarı</p>
<p>Diş çekimini takiben öneriler</p>
<p>Hekiminizin yanından ayrıldıktan sonra, gaz tamponu ısırarak yerinde tutunuz. Kanama var ise ikinci tamponu da çekim yerine uygulayabilirsiniz.<br />
Çekimi takiben 4-6 saat kadar sızıntı halinde kanama meydana gelebilir.<br />
Çekimden sonra mümkünse başınız yüksekte olmak kaydıyla yatınız.<br />
Çekimi takiben yaklaşık 2 saat kadar herhangi bir şey yemeyiniz. Sıcak yiyeceklerden kaçınınız.<br />
Alkol ve kanamayı arttırabilecek olan ilaçları kullanmayınız.<br />
Eğer herhangi bir sorun olur ise (ağrı, fazla ve uzun süre kanama) dişhekiminize başvurunuz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sifamerkezi.com/dis-agrisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göğsünüz mü ağrıyor?</title>
		<link>http://www.sifamerkezi.com/gogsunuz-mu-agriyor.html</link>
		<comments>http://www.sifamerkezi.com/gogsunuz-mu-agriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 21:55:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağrılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sifamerkezi.com/?p=67</guid>
		<description><![CDATA[Göğsünüz mü ağrıyor? Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin ilk nedeni kalp hastalıklarından kaynaklanır. Kalp hastalıklarının büyük bir kısmı daha önce ciddi bir belirti vermeksizin aniden ortaya çıkar. En tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı ile ilgili şikayetlerin kaynağı iyice araştırılmalıdır. Göğsünüz mü ağrıyor? Ağrı ile birlikte yanma, sıkışma, ağırlık hissi de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Göğsünüz mü ağrıyor?<br />
<img class="size-thumbnail wp-image-68 alignleft" title="gogus_agrisi" src="http://www.sifamerkezi.com/wp-content/uploads/2009/12/gogus_agrisi-150x150.jpg" alt="gogus_agrisi" width="150" height="150" />Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin ilk nedeni kalp hastalıklarından kaynaklanır. Kalp hastalıklarının büyük bir kısmı daha önce ciddi bir belirti vermeksizin aniden ortaya çıkar. En tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı ile ilgili şikayetlerin kaynağı iyice araştırılmalıdır.<br />
<span id="more-67"></span><br />
Göğsünüz mü ağrıyor? Ağrı ile birlikte yanma, sıkışma, ağırlık hissi de mi var? Ağrı kola, boyuna, mide ve sırta yayılıyor mu? Yoksa siz bir kalp hastası mısınız? Göğüs ağrısı herhangi bir yaşta, herhangi bir yerde ve herhangi bir işi yaparken görülebilir. Gelip geçici olabileceği gibi, bazen sık sık da görülebilir. Öyle ki sıradan bir ağrı gibi alışkanlık yaptığı zannedilebilir. Ancak göğüs ağrısı kendi başına değerlendirilmesi gereken önemli bir ipucudur. &#8220;Bende gizli kalp var mı?&#8221; ya da &#8220;Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?&#8221; gibi sorularınız için&#8230;<br />
Göğüs ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir<br />
&#8220;Psikolojik sebeplerden akciğer, göğüs duvarı, kemik ve kas hastalıkları, yemek borusu ve göğüs kafesi büyük damarlarına kadar birçok sebepten göğüs ağrısı oluşabilmektedir. Ancak tüm bunların dışında kalbe ait sebepler ayrı bir önem arz etmektedir. Kalp kası kanlanma eksikliğinin en önemli belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğüs ağrısının bu açıdan değerlendirilmesi önemlidir.<br />
Göğüs ağrıları kalbin kanlanma eksikliği sonucu oluşabildiğine göre, bu durum kalp kasını besleyen koroner damarların daralmasının, dolayısıyla olası bir kalp krizinin habercisi olabilir.<br />
Hangi tip göğüs ağrısı daha uyarıcı olmalı<br />
Her şeyden önce sigara içen, şeker hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı olan, ailesinde özellikle genç yaşta kalp krizi hikayesi bulunan şahıslarda göğüs ağrısını dikkatle değerlendirmek gerekir.<br />
Kalbe ait göğüs ağrısı genellikle yürümekle (özellikle yokuş yukarı ve yemekten sonra) ortaya çıkar. Göğüste ağrı, baskı veya sıkışma hissi olarak tanımlanır. Çoğunlukla göğsün üst kısmında hissedilmesine rağmen bazen orta, alt kısmında ve sıklıkla sol tarafta hissedilir. Göğsün sol tarafından sol kola doğru yayılımı olabilir. Angina pektoris dediğimiz bu tip göğüs ağrısı kararlı ve sabit olup, eforla ortaya çıkmışsa 5-10 dakika dinlenmekle geçer.<br />
Uzun süren (saatlerce) göğüs ağrıları kalp krizinin belirtisi olabileceğinden uyanık olmak gerekir. Bu durumda bir kardioloji uzmanına müracaat edilmelidir.<br />
Ağrının özellikleri<br />
Kalp ağrısı göğsün orta hat kemiği arkasında ve orta hattın hafif sol tarafında hissedilir. Ancak göğüs boyunca iki taraflı, daha çok sol taraf olmak üzere kollara, boyun ve çeneye yayılma eğilimindedir. Daha az sıklıkla sol kürek kemiği ve omuz bölgesine yayılabilir. Bazen başlama noktası mide bölgesi de olabilir. Nadir de olsa koldan başlayıp göğse yayılır ya da sadece kolda hissedilebilir.<br />
Efor göğüs ağrısı       <br />
Efor ile gelen ağrı kalp ağrılarının en sık görülen şeklidir. Ağrı kalp kasının kan ihtiyacını arttıran herhangi bir sebeple ortaya çıkabilir. Ağır bir yemekten sonra, heyecan, gerilim, öfkelenme, soğuk-sıcak havada rüzgara karşı yürürken veya ağır bir yük taşımakla kolayca oluşabilir.<br />
Herhangi bir iş yapmakla gelen ağrı dinlenmekle geçmiyorsa işte o zaman korkulan kalp krizi yaklaşmış olabilir. Göğüs ağrısı, kalbi besleyen damarlarda ciddi daralma varsa, çok ufak eforlarda, heyecanlanma ve streste, bazen rüya görme ile uykudan uyandırma şeklinde olabilir.<br />
İstirahat göğüs ağrısı<br />
Göğüs ağrısı istirahatte geliyorsa, alışılmışın dışında uzuyorsa, dil altı ilacı almakla geçmiyorsa, daha düşük seviyeli eforlarla geliyorsa, koroner damarda daralan bölgede ülsereleşme ve pıhtı oturma işi başlamışsa tedaviye hemen başlanmazsa kalp krizinin yaklaştığını haber verir.<br />
Sözünü ettiğimiz belirtiler ihmal edilmemelidir. Artık, modern cihazlar kullanılarak göğüs ağrılarının kalp ilişkisi çok kolay çözümlenebilmektedir.<br />
Risk faktörleri fazlaysa ve göğüste ağrı oluyorsa zaman kaybedilmemelidir. Aklı kurcalayıp duran &#8220;Bende gizli kalp var mı?&#8221; ya da &#8220;Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?&#8221; sorularına kalp elektrosu, eforlu kalp elektrosu, kalp ekosu ve diğer daha ileri tetkikler sayesinde cevap bulabilmek mümkündür.<br />
Risk-faktör ;<br />
Risk faktörlerinin değiştirilmesi infarktüslü hastalarda uzun süreli prognozu düzeltebilir. Doktor ve hasta, hepsi değiştirilebilen faktörler olan sigara içme, hipertansiyon ve hiperkolesterolemiye dikkat etmelidir.</p>
<p>Sigara İçme:</p>
<p>İnfarktüsten sonra sigara içimini kesen hastalarda infarktüsün tekrarlanması ve ölüm riskinin az olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle, bu faktörün önemi hastaya vurgulanmalı sigaranın bırakılması ısrarla vurgulanmalıdır.</p>
<p>Hipertansiyon:</p>
<p>İnfarktüsten sonraki dönemde kan basıncı dikkatle izlenmelidir. Tedaviye ihtiyaç duyan hastalarda, kan basıncı dikkatlice düşürülmelidir.</p>
<p>Hiperkolesterolemi:</p>
<p>Günümüzde kolesterol iyi bilinen ve damar sertliğinin  gelişmesinde önemli risk faktörüdür. İnfarktüs geçiren hastalarda total kan kolesterolu 200 mg/dl , LDL-K 100 mg/dl’nin altında olmalıdır.<br />
 <br />
 <br />
Akut Miyokard İnfarktüsü (Kalp Krizi)</p>
<p> <br />
Kalbi besleyen damarların kan akımının çeşitli nedenlerle ani azalmasına veya kesilmesine bağlı olarak gelişen ve o damarın beslediği kalp kasında çeşitli derecede hücre ölümü ile sonuçlanan ve kalp krizi olarak bilinen bir hastalıktır. Hastaların kalp krizinden kaybedilmelerinin önlenmesi, olayın ilk anından itibaren en kısa zamanda hastaneye ulaşmasına bağlıdır.</p>
<p>Göğüs ağrısının başlangıcından sonraki ilk saatlerde ve hastaneye giderken yolda uygulanan acil yaklaşımlar, kalp hücrelerinin ölümünü sınırlamada ve hastanın hastaneden çıkma şansını artırmada yardımcı olabilir<br />
 <br />
Akut miyokard infarktüsü (AMİ)’nün ideal tedavisi etkin hastane bakımının erken dönemde sağlanması ile mümkündür. Son yıllarda reperfüzyon tedavileri ile AMİ’nün hastane mortalitesinde önemli düşüşler sağlanmıştır. Ancak hastalığın en kararsız ve tehlikeli dönemi hastane öncesinde cereyan etmekte olup, çok uzun süreden beri bunun öneminin bilinmesine rağmen ülkemizde yeterince etkin önlemler geliştirilememiştir. Birçok eski çalışmada AMİ’nün ilk ay mortalitesinin yüksek olduğu ve bunun yaklaşık yarısının ilk 2 saatte gerçekleştiği gösterilmiştir.. Trombolitik tedavi ile koroner reperfüzyonun sağlanmasının erken ve geç prognozdaki önemi anlaşıldıktan sonra, infarktüs semptomlarının başlamasından bu tedavinin uygulanmasına kadar geçen sürenin olabildiğince kısaltılması, AMİ’nün hastane öncesi tedavisinin en önemli amacını oluşturmaktadır.<br />
Hastane öncesi acil tedavi ilkeleri, ağrının azaltılması, kalp durmasının önlenmesi ve tedavisidir. Birçok çalışmada AMİ’de ilk saatlerdeki ölümlerin başlıca sebebinin ventrikül fibrilasyonu olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle ilk saatlerde hastaların monitörle izlenmesi ve resüsitasyon koşullarının sağlanması ayrı bir önem arz etmektedir. Hastane öncesi gecikmenin en aza indirilmesi için çeşitli önlemler alınmalıdır. Kazanılacak zaman özellikle akut koroner olayın başladığı dönem için oldukça önemli olup, süre geçtikçe uygulanacak tedavinin (reperfüzyon tedavisi) erken ve geç prognoza olumlu etkisi de azalmaktadır. Hastane öncesi dönemde AMİ tanısı koymak son derece önemli olup, tipik göğüs ağrısının 15 dakikayı geçmesi ve nitrogliserine cevap vermemesi tanı koydurucudur. Ancak ağrı her zaman ciddi olmayabilir. AMİ göğüste baskı hissi veya özellikle yaşlılarda dispne, senkop, fenalık hissi gibi yakınmalarla da ortaya çıkabilir. Hastanın öyküsünde koroner arter hastalığının bulunması, ağrının boyuna, alt çeneye ve kola yayılması tanı koydurucu önemli noktalardır. Miyokard infarktüsünün kendisine özgü tanı koydurucu fizik bulgusu yoktur; ancak birçok hastada cilt soğukluğu, solukluk, terleme gibi artmış otonom sinir sistemi aktivasyonuna ait bulgular, hipotansiyon veya filiform nabız bulunabilir. Nabız düzensizliği, bradikardi veya taşikardi, S3 ve akciğer oskültasyonunda bazal raller saptanabilir. Ayrıca tanıda aort disseksiyonu akla getirilmeli, ağrının vasfı ve yeri dikkatle sorgulanmalıdır.</p>
<p>EKG en kıza zamanda çekilmeli, ancak erken devrede tamamen normal olabileceği ve infarktüsün ilk saatlerinde tipik ST dalga değişiklikleri ve Q-dalgası görülmeyebileceği bilinmelidir. Mümkünse EKG çekimleri tekrarlanmalı ve ilk çekilen ile mukayese edilmelidir. EKG monitorizasyonu da mümkün olduğunca erken sağlanmalı, bu şekilde ciddi aritmilerin tespiti yapılmalıdır</p>
<p>Daha önceki EKG’ler bulunduğunda yenisinin tanı değeri artacaktır. EKG’de eski olduğu bilinen anormallikler, nonspesifik bulgular ve normal EKG AMİ tanısını reddettirmemektedir. Göğüs ağrısı ile birlikte ilk çekilen EKG’si normal bulunan hastaların %1-17’sinde AMİ gelişebileceği unutulmamalıdır.<br />
AMİ şüphesi olan hastalarda hastane öncesi çekilen EKG’nin yararları şunlardır:<br />
Trombolitik tedavinin başlamasını hızlandırmak, <br />
 İlk EKG’deki sınırda bulguların gelişmesini izleyerek tanıyı kolaylaştırmak, <br />
 İskeminin dökümantasyonunu sağlamak, <br />
Yüksek riskli hastaların saptanmasını hızlandırarak (anteriyor derivasyonlarda ST elevasyonları, hemodinamik bozukluk, sistolik kan basıncı &lt;100mmHg, kalp hızı&gt;100/dk) bu hastaların zaman kaybı olmaksızın gerektiğinde anjiyografi, anjioplasti (PTKA-perkütan transluminal koroner anjioplasti) ve cerrahi imkanların olduğu merkezlere yönlendirilmesini sağlamak. <br />
1.   AMİ’nün Hastane Öncesi Tedavisi:<br />
Özellikle AMİ riski olan hastalara ağrı başladıktan sonra ne yapmaları gerektiği önceden anlatılmalıdır. Bunlar;<br />
Sublingual nitrogliserin veya isosorbid dinitrat ve çiğnenerek alınan aspirin verilmesi, <br />
Acil servisin çağrılması, <br />
Bulunulan yere en yakın koroner bakım ünitelerine bir an önce transportun sağlanması. <br />
Hastaya evde, müracaat ettiği doktorda veya transport sırasında oksijen verilmesi, ağrının giderilmesi, süratle resüsistasyon koşullarının sağlanması ve kalıcı bir venöz damar yolunun açılması gereklidir.<br />
1. Oksijen: Hasta komplikasyonsuz AMİ olsa da ilk saatlerde hipoksemiyi önleyerek yarar sağlar. Sol kalp yetersizliği olan hastalarda ise mutlaka kullanılmalıdır.<br />
2. Analjezikler: Ağrının giderilmesi hastayı rahatlatıp, sempatik tonusu kırarak özellikle katekolaminlerin istenmeyen etkilerini (proaritmik etki ve miyokardın O2 tüketimini artırmak) azaltır. AMİ tanısı konduktan sonra hemen uygulanmalı ve özellikle opium deriveleri (morfin veya meperidine) tercih edilip yavaş olarak IV yolla verilmelidir. Yaşlılarda, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olanlarda solunum durması olasılığına karşı, morfin yarı doz verilmeli ve antidotu (naloxane) bulundurulmalıdır. Diğer analjezikler de kullanılabilir, ancak enzimleri yükseltecek intramüsküler injeksiyon yapılmamalıdır.<br />
3. Antiemetikler: Opium türevlerinin emetik yan etikleri ve yüksek vagal tonus nedeni ile (özellikle inferiyor AMİ’de) bazen tehlikeli olabilen şiddetli kusma ve bulantı olabilir. Gerektiğinde metoclopramid 10-20 mg IV uygulanabilir.<br />
4. Nitratlar: Oral glyceryltrinitrate (NTG) spray veya dilaltı tabletler hipotansif (sistolik kan basıncı 100 mmHg altında), bradikardik (50/dak altında) ve taşikardik (100/dak üstünde) olan hastalar haricinde tüm hastalara acilen kullanılırlar. Özellikle hastanın iskemik tipteki yakınmaları başladıktan sonra 5 dakika ara ile 3 kez sublingual NTG alması, yakınmaları halen devam ediyor ise doktor veya acil ambulans çağrılması söylenmelidir.<br />
5. Aspirin: AMİ şüphesi olan tüm hastalara hemen verilmelidir. İlk doz 300 mg olup, çiğneme tableti şeklinde verildiğinde absorbsiyonu daha hızlı olmaktadır. Kusması olan hastalara, bu semptomları geçtikten sonra verilmesi uygundur.<br />
6. Antiaritmik tedavi: Atropin, adrenalin ve lidokain halen ritm bozukluklarında en çok kullanılan ilaçlar olup, proflaktik antiaritmik tedavi (intramüsküler lidokain) artık itibar gören bir yöntem değildir. Atropin ciddi bradikardi (&lt; 40/dk) veya hafif bradikardi ile birlikte hipotansiyon, kalp yetersizliği veya ventriküler erken atımlar bulunduğunda uygulanmalıdır. Lidokain ventriküler taşikardi (VT) ve ventriküler fibrilasyon (VF) tedavisinin defibrilasyon sonrası geç fazında ve malign ventriküler aritmilerin tekrarının önlenmesinde bölünmüş dozlarda 100-200 mg IV uygulanmaktadır. Adrenalin, asistoli veya elektro mekanik disosiasyon (EMD) gibi kardiyak arrest durumlarında kullanılmalıdır.<br />
ACİL SERVİSTE YAKLAŞIM VE TEDAVİ<br />
Göğüs ağrısı ile acil servise gelen ve hemen EKG çekilerek AMİ tanısı alan hastada acil servis tedavi ilkeleri şunlar olmalıdır;<br />
1. Ağrıyı kontrol altına almak ve hastayı rahatlatmak<br />
2. İnfarktüs alanını küçük tutmaya çalışmak<br />
3. Aritmiye bağlı ölümü önlemek<br />
4. Varsa komplikasyonları tedavi etmek.<br />
Bunlar için yapılması gereken tedavi prensipleri ve ilaçlar şunlardır: (ayrıca ilaçlarla tedavi bölümüne bakınız)<br />
 <br />
1-Morfin<br />
Ağrının giderilmesi ve hastanın rahatlatılması çok önemlidir. Morfin aynı zamanda mevcut ölüm korkusunu da giderecek ve ağrının tetiklediği artmış sempatik sinir sistemi aktivitesini ve buna bağlı primer ventriküler fibrilasyon gibi komplikasyonları azaltacaktır. AMI tanısı konur konmaz hemen 2-5 mg morfin sulfat IV olarak yapılmalıdır. Gerekirse 5 dk.lık aralıklarla bu doz tekrarlanarak 20-25 mg’a kadar çıkılabilir. Morfine bağlı yan etkiler bulantı, kusma, hipotansiyon, bradikardi, solunum depresyonudur. Bulantı ve kusma 10-20 mg İV metoclopramide ile ortadan kaldırılabilir. Morfine bağlı hipotansiyon genellikle hipovolemik hastalarda oluşur. Hipotansiyon ve bradikardi IV atropin ile düzelir. Morfinin solunum üzerindeki depresan etkisi santral yolla olur ancak AMİ’lü hastalarda genellikle mevcut olan yüksek sempatik sinir sistemi aktivitesi nedeniyle bu fazla bir sorun oluşturmaz. Gerekirse 0.4 mg naloxone IV olarak 3 dakikalık aralıklarla maksimum 3 doz verilebilir. Bu arada hasta ile konuşarak onu rahatlatmaya çalışmak, güven duygusu vermek, iyi bir iletişim kurmak önemlidir.<br />
2-Oksijen<br />
Bütün AMI’lü hastalar ilk 2-3 saat ortalama 4 lt/dak. oksijen verilmesi uygundur. Bu özellikle pulmoner stazlı hastalarda önemli ise de bazı AMI’lü hastalarda başlangıçta görülen ventilasyon-perfüzyon uyumsuzluğu nedeni ile gelişen hipoksemi durumlarında da yararlı olacaktır.<br />
3-Aspirin<br />
Tanı konur konmaz bütün AMİ’lü hastalara 300 mg çözülür aspirin çiğnetilmesi ve sonra ömür boyu devam edilmesi gereklidir. Aspirin koroner re-okluzyonu ve tekrarlayan iskemik olayları azaltmada çok yararlıdır. Bu nedenle, hasta gelir gelmez hemen verilen aspirinin AMİ tedavisinde önemli bir yeri vardır. Sağlık ocakları gibi trombolitik tedavi yapılamayan merkezlerde bu çok daha büyük önem kazanmaktadır.<br />
4-Trombolitik Tedavi<br />
 İnfarktüsün ilk saatleri içinde daha fazla kalp dokusunun zedelenmesini önlemek amacı ile yapılan pıhtı eritici tedavidir. Tüm kalp ataklarının %80’inden fazlasında ve miyokard infarktüsünde koroner kan akımının azaltılmasından koroner damar içindeki pıhtı sorumludur. Hemen pıhtı eritilebilirse kalp hasarı azaltılabilir. Ölüm oranı da buna paralel olarak düşer.<br />
5-Nitrogliserin<br />
Ağrının morfin sulfat ile kontrol altına aldındığı hastalarda rutin olarak nitrat tedavisi yapılması uygun değildir. AMI’de erken evrede nitrat tedavisi yapılacağı zaman da bu uzun etkili nitratlarla yapılmamalıdır. Nabız ve kan basıncı ölçümleri ile dozun dakika başı titre edilebilmesi bakımından, İV nitrogliserin kullanımı uygundur. Buna olanak olmayan durumlarda dil altı nitrat da kullanılabilir. AMİ’de ilk 24-48 saatte İV nitrogliserin indikasyonları:<br />
Angina pektorisin devam ettiği hastalar <br />
Sol ventrikül yetersizliği olan hastalar <br />
Ağır hipertansiyonun eşlik ettiği hastalar <br />
6-Heparin<br />
AMI’de İV heparin indikasyonları şunlardır :<br />
Yaygın anterior AMI, atriyal fibrilasyon, daha önceden embolik bir olay geçiren, ekokardiyografide sol ventrikülde trombüs saptanmış olan hastalar, <br />
Fibrin spesifik t-PA ile trombolitik tedavi yapılan hastalar, <br />
Primer PTKA yapılacak hastalar, <br />
 Trombolitik tedavi kullanılmayacak fakat heparin kontrendikasyonu olmayan hastalar. <br />
Doz olarak, başlangıçta 100 Ü/kg bolüsü takiben, aPTT’yi normalin 2-2.5 mislinde tutacak şekilde ortalama 15 Ü/kg/saat infüzyon olarak verilir. t-PA kullanan hastalarda ise beyin kanaması komplikasyonunu azaltmak için doz daha düşük tutulmalı, 70 Ü/kg bolüs dozunu takiben, aPTT normalin 1.5-2 misli olacak şekilde (50-75 san) ortalama 10-15 Ü/kg/saat infüzyon olarak verilmelidir.<br />
 7-Atropin<br />
Akut dönemde atropin tedavisi indikasyonları şunlardır:<br />
Sinüzal bradikardi, düşük kalp debisi ve periferik hipoperfüzyon bulguları ile birlikteyse, <br />
Sinüzal bradikardi ile birlikte kaçak (escape) ventriküler aritmiler varsa, <br />
II. derece tip-I veya dar QRS kompleksli III. derece A-V blok (escape mekanizması ile oluşmuş) ve birlikte düşük debi bulguları, hipotansiyon veya escape ventriküler aritmiler varsa, <br />
Nitrogliserinden sonra gelişen uzun süreli hipotansiyon ve bradikardi varsa, <br />
Morfine bağlı bulantı, kusma varsa, <br />
Ventriküler asistoli gelişmişse. <br />
8-Lidocaine<br />
İskemik zeminde gelişen ventriküler aritmilerin tedavisinde ilk tercih edilecek antiaritmik ajandır. Genellikle iyi tolere edilir. AMİ’de gelişen sık tekrarlayan ve hemodinamiyi bozan ventriküler ektopik atımlar, kısa süreli ventriküler taşikardi atakları ile, uzun süreli ventriküler taşikardi ve defibrilasyona yanıt vermiyen ventriküler fibrilasyonda, tekrarlanan elektrik şoklara destek tedavi olarak kullanılır. <br />
9-Beta reseptör blokerleri<br />
AMİ’de betablokerler ile infarktüs genişliğinin, mortalitenin, ventriküler fibrilasyon gelişmesinin ve kardiyak rüptürün azaldığı gösterilmiştir. Bu amaçla beta reseptör blokerleri, örneğin 5 mg metoprolol IV verilebilir. Bu doz 5’er dakikalık aralıklarla tekrarlanarak 15 mg’a kadar çıkılabilir. Sonra ağızdan 12 saatte bir 50-100 mg ile tedaviye devam edilir. Betabloker’e bağlı A-V blok, ileri derecede sinüzal bradikardi, hipotansiyon gibi istenmeyen bir durum gelişirse, beta-adrenerjik bir agonist infüzyonu ile bu durum hemen düzeltilebilir.<br />
AMİ’de betabloker kullanma endikasyonları şunlardır:<br />
Trombolitik tedavi yapılsın yapılmasın, kontrendikasyon olmayan tüm hastalara ilk 12 saat içinde, <br />
Devam eden veya tekrarlayan iskemik ağrıları olan hastalara, <br />
Taşiaritmili hastalara kontrendikasyon yoksa betabloker tedavisi yapılmalıdır. <br />
Non-Q Mİ’lü hastalara yararı tartışılmakla birlikte verilebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sifamerkezi.com/gogsunuz-mu-agriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz Ağrısı</title>
		<link>http://www.sifamerkezi.com/goz-agrisi.html</link>
		<comments>http://www.sifamerkezi.com/goz-agrisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 21:54:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağrılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sifamerkezi.com/?p=64</guid>
		<description><![CDATA[GÖZ NASIL GÖRÜR? Göz bir fotoğraf makinası gibidir. Göz kapakları diafram görevini görür, yani açıldığı anda ışık gözün içine ulaşır ve görüntü oluşur. Gözün renkli kısmı olan iris gözün içine ulaşan ışığın miktarını ayarlar. Gözün saydam ön camı yani kornea ve gözün içindeki lens ise nesnelerden gelen ışınları kırarak sinir tabakası üzerine odaklanmasını sağlarlar. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-thumbnail wp-image-65 alignleft" title="gozagrisi" src="http://www.sifamerkezi.com/wp-content/uploads/2009/12/gozagrisi-150x150.jpg" alt="gozagrisi" width="150" height="150" />GÖZ NASIL GÖRÜR?<br />
Göz bir fotoğraf makinası gibidir. Göz kapakları diafram görevini görür, yani açıldığı anda ışık gözün içine ulaşır ve görüntü oluşur. Gözün renkli kısmı olan iris gözün içine ulaşan ışığın miktarını ayarlar. Gözün saydam ön camı yani kornea ve gözün içindeki lens ise nesnelerden gelen ışınları kırarak sinir tabakası üzerine odaklanmasını sağlarlar. Bu sinir tabakasına retina denilir, ince bir zar şeklinde gözün arka yüzeyini örter ve fotoğraf filmi gibi ışığa duyarlıdır. Işık retinaya ulaştığında bir resim alınır. Daha sonra bu resimle ilgili mesaj görme siniri aracılığı ile beyne iletilir. İşte o zaman gerçekten görmüş oluruz. Normal bir görüş için bu yapıların hepsinin birlikte sağlıklı olarak çalışması gerekir.<br />
<span id="more-64"></span><br />
» KIRILMA KUSURLARI</p>
<p>Normal bir gözde nesnelerden gelen ışık ışınları retina üzerindeki tek bir noktada odaklanır ve net görüntü sağlanır. Böyle bir göze emetrop göz denir. Işık ışınları retinanın önüne veya arkasına düşecek olursa ya da noktasal değil de çizgisel olarak odaklanacak olursa bulanık görme meydana gelir. Bulanık görme meydana getiren kırılma kusurları dört ana başlık altında incelenir:<br />
1. Miyopi (Yakın görüş)</p>
<p>Miyopik bir gözün ön-arka uzunluğu ya da korneasının kırıcılığı normal bir gözden daha fazladır ve nesnelerin görüntüsü retinanın önünde oluşur. Dolayısıyla yakındaki nesneler uzaktakilerden daha iyi görülür. Miyopi, toplumda en çok görülen kırılma kusurudur. İki şekilde olur: Basit miyopi, yaşın ilerlemesi ile artar ve büyüme durduğunda durur. Patolojik miyopide ise kusurun artışı ile birlikte gözün sinir tabakasında da görme potansiyelini azaltan değişikler meydana gelir. Bu durumda ne kadar iyi bir tashih yapılırsa yapılsın görme istenen düzeye çıkarılamayabilir. Miyopinin belirtileri şunlardır:<br />
· Uzaktaki cisimleri bulanık görme.<br />
· Kaşları çatarak ve gözleri kısarak bakma.<br />
· Yüksek numaralı kusuru olanlarda yakında da görme bozukluğu olacağı için okunacak materyal göze yaklaştırılır.<br />
· Baş ve göz ağrısı.<br />
Miyopinin tedavisinde görüntüyü daha geri iletecek yani retina üzerine düşürecek yöntemler uygulanır.<br />
2. Hipermetropi (Uzak görüş)</p>
<p>Bu durumda gözün ön-arka uzunluğu ya da korneasının kırıcılığı normal bir gözden daha azdır ve nesnelerin görüntüsü retinanın arkasında oluşur. Böylece uzaktaki nesneler yakındakilerden daha iyi görülür. Çocuklarda daha sık görülen bu kusur yaşın ilerlemesiyle azalır ve bazen tamamen kaybolabilir. Hipermetropinin belirtileri şunlardır:<br />
· Yakın görme bozukluğu.<br />
· Baş ve göz ağrısı.<br />
· Okumaya karşı ilgisizlik.<br />
· İçe şaşılık.<br />
Tedavisinde görüntüyü önde kalan retinanın üzerine çeken yöntemler kullanılır.</p>
<p>3. Astigmatizma (Çarpık görüş)</p>
<p>Normal bir gözde korneanın ön yüzü futbol topundan alınmış bir kesit gibidir. Astigmatlarda ise bu yüzey bir beyzbol topundan alınmış kesit gibidir. Bu nedenle görüntülerden gelen ışınlar tek bir noktada odaklanamaz. Böylece görüntüde çarpıklık ve bulanıklık meydana gelir. Belirtileri şunlardır:</p>
<p>· Yakın ve uzak görüşte bulanıklık.<br />
· Erken oluşan göz yorgunluğu.<br />
· Kaşların çatılması ve gözlerin kısılması.<br />
· Baş ve göz ağrısı.<br />
Tedavisinde tashih edici yöntemler olan gözlük ve kontakt lens ya da kusuru gideren lazer ve cerrahi gibi yöntemler kullanılır.</p>
<p>4. Presbiyopi (Yaşlı görüşü)</p>
<p>Normalde insan gözündeki lens uyum yaparak yakındaki nesnelerin görüntüsünü retinaya düşürür. Kişi yaşlandıkça lens bu yeteneğini kaybeder ve yakın görüşü zorlaşır. Yaşlanmayla birlikte gözün yakına uyum yapma yeteneğindeki fizyolojik azalmaya presbiyopi denir.<br />
Lens proteinlerinde zamanla lens liflerinin esnekliğini azaltan veya lensi sertleştiren değişiklikler olur. Göz uyum yapmaya kalktığında lensi yerinde tutan asıcı bağlardaki kasılmaya rağmen lens eğriliğinde daha az bir değişme meydana gelir.<br />
Lensin uyum yapması kırma gücünü artırmasıyla mümkündür. Bu yaşa göre değişir ve kırılma kusurlarının düzeltilmesinde önem taşır. Uyum yapma yeteneği azalan kişi yakında bulunan nesneleri görmede zorlanır. Presbiyopi herkeste aynı yaşta başlamaz. Presbiyopiye ait belirtilerin ortaya çıkışını etkileyen faktörler arasında kişinin yaşadığı ülke, sosyal durumu, çalışma şartları ve gözünde mevcut olan diğer kırılma kusurlarının varlığı sayılabilir. Presbiyopi aşağıdaki belirtilerle ortaya çıkar:<br />
· Yakındaki nesneleri odaklayamadığı için bulanık görür, yazıları karıştırabilir, okurken bazı harf veya kelimeleri atlayabilir, sayısal işlemlerde yanılgı olabilir.<br />
· Yakında meydana gelen bulanık görmeden dolayı hasta okuduğu materyali daha uzakta tutmaya başlar. Uyum yeteneği azaldıkça bu mesafe artar ve zamanla kol mesafesi netleştirmeye yetmez ya da fazla uzaklaştırmadan dolayı bu sefer de harfler küçüleceği için görmede zorlanmaya başlar.<br />
· Yakın mesafeden yapacağı işler için daha fazla aydınlatmaya ihtiyaç hisseder. Aydınlık ortam göz bebeğini küçülterek kusurları azaltır ve görüşü netleştirir.<br />
· Yakın mesafeden yapılan işlerde normal kişilere göre daha erken bir yorgunluk meydana gelir.<br />
» KIRILMA KUSURLARININ DÜZELTİLMESİ İÇİN KULLANILAN YÖNTEMLER</p>
<p>Gözlükler<br />
Kırılma kusurlarının düzeltilmesinde geçmişte olduğu kadar günümüzde de sık kullanılan bir yöntemdir. Pratik ve hesaplı oluşu en büyük avantajlarıdır. Piyasada çok değişik gözlük camları bulunmakla birlikte temel olarak organik ve inorganik olmak üzere iki sınıf altında toplanabilirler. Organik camlar ince ve hafif olup daha estetik çerçevelerle kullanılabilme özelliğine sahiptir, ancak yüzeyi kolayca çizilebilir. Bu durumda görme kalitesi bozulur. İnorganik camlar biraz daha ağır ve kalındır, zor çizilir, belli bir şiddetin üzerindeki darbelerde kırılabilir. Gözlükler özellikle düşük numaralı kusurların düzeltilmesinde tercih edilir. Numara arttıkça kalınlığı artar. Kalınlık artınca görüntü kalitesi de düşer.<br />
Kontakt lensler</p>
<p>Uygun takılıp titizlikle kullanıldığında genellikle bir sorun çıkmaz. Görüntü kalitesi itibariyle gözlüklerden daha iyi sonuç verir. Kontakt lenslerin de çok çeşitleri olmakla birlikte iki ana başlık altında toplanabilir: Bunlar gaz geçirgen sert lensler (yarı yumuşak lensler) ve yumuşak lenslerdir. Günümüzde yaygın olarak kullanılan lensler yumuşak lenslerdir. Zira bunlar gözde kolay tolere edilirler. Gaz geçirgen sert lensler ise kullanımlarının zor olmasına rağmen bazı yüksek astigmatlarda ve keratokonus gibi gözlük ve yumuşak kontakt lensin fayda sağlamadığı hastalarda tercih edilirler. Kontakt lenslerle ve kullanımı ile ilgili daha detaylı bilgi için ilgili bölüme bakınız.<br />
» KIRILMA KUSURLARININ TEDAVİSİ İÇİN KULLANILAN YÖNTEMLER</p>
<p>Cerrahi<br />
Gözlerdeki numara ilerlemesini durdurmak için küçük yaşlarda skleroplasti denilen bir ameliyat yapılabilir. Bu ameliyatta göz yüzeyini örten konjunktiva isimli yapı kaldırılarak geriye doğru dura mater grefti denilen özel materyaller konulur ya da sklerozan materyaller enjekte edilir. Bu girişimler her ne kadar yüzde yüz başarılı olmasa da bazı gözlerde iyi sonuçlar alınabilmektedir. Muadil girişimlerin olmaması nedeniyle denenebilir.</p>
<p>Kornea ve lens üzerinde yapılan girişimlerle kırılma kusurunun kalıcı tedavisi sağlanır. Bunlardan günümüzde kullanılan ancak nadiren tercih edilen yöntemler radyal keratotomi, astigmatik keratotomi, göz içi lens uygulaması ve korneaya halka uygulamasıdır. Keratotomide korneaya derin kesiler yapılarak miyopi veya miyopik astigmatizmanın tedavisi sağlanmaktadır. Miyoplarda korneaya at arabası tekeri gibi, astigmatlarda ise kornea çevresine yay şeklinde ya da düz bir çizgi şeklinde derin kesiler yapılar. Gözdeki kusurun miktarına göre bu kesilerin derinliği, uzunluğu ve görme eksenine yakınlığı belli cetveller yardımıyla hesaplanır. Sonuçları iyi olmakla birlikte ekzimer lazerle elde edilen sonuçlar kadar tatmin edici değildir.<br />
Göz içi lens uygulaması lazerle düzeltilemeyecek kadar yüksek numaralara sahip gözlerde tercih edilen bir yöntemdir. Korneaya halka uygulamasında özel bir yöntemle kornea çevresine bir oluk açılır. Bu oluğun içinden saydam bir halka parçası geçirilerek korneanın düzleşmesi, dolayısıyla miyopinin tedavisi amaçlanır. Başka cerrahi yöntemler de mevcuttur. Bunlar keratomilozis, epikeratofaki ve keratoplasti olarak sayılabilir, ancak lazerin çıkışı ile bu tekniklerin kırılma kusurlarının tedavisinde kullanılışı maziye gömülmüştür.<br />
Lazer<br />
Günümüzde kırılma kusurlarının tedavisi için en çok kullanılan yöntemdir. Göz hastalıklarının tedavisinde kullanılan pek çok lazer çeşidi vardır. Kırılma kusurlarının tedavisinde kullanılan lazer ekzimer lazerdir. Ekzimer lazer, 192 nm dalga boyuna sahip bir lazer olup uygulama esnasında organik reaksiyonlarla korneanın belli bölümlerini incelterek etkisini gösterir. Hastanın ve gözdeki kusurun durumuna göre değişik uygulama şekilleri vardır. Uygulamalar bilgisayar denetiminde otomatik olarak yapılır.</p>
<p>Ekzimer lazerle ilgili daha detaylı bilgi için ilgili bölüme bakınız. Kırılma kusurlarının tedavisinde kullanılan başka lazerler de vardır. Hatta termal yöntemlerle hipermetropinin tedavisi yapılabilmektedir. Fakat yaygın kullanımları söz konusu değildir.<br />
*****************<br />
 + Yazıyı Büyültün | &#8211; Yazıyı Küçültün</p>
<p>ANASAYFA<br />
Az görenler için özel<br />
Göz ve Görme<br />
Göz, görme duyusu organımızdır. Yüzümüzün üst yarısında, orbita çukurları içinde sağda ve solda yer alan göz kürreleri 7&#8242;şer gram ağırlığındadır. 7 ml hacim içine yerleşen bu organ toplam kandolaşımının %10&#8242;unu kullanır. En yoğun enerji kullanan dokuları barındırır.İnsanlar bilgilerinin % 80&#8242;ini görme yolu ile elde ederler. Beyin, ağırlığının %60&#8242;ını görme ve görmenin yorumlanması için kullanır. Görme duyusunun engellenmesi ile beyin ağırlığında azalma olur.<br />
Görme fonksiyonu birbirini tamamlayan işlevler bütünüdür. Işık enerjisi, saydam ortamlardan geçip fotokimyasal değişikliğe uğrayarak, sinir iletisine dönüşümünü göz organında tamamlar. Görme yolları bu uyarıları tek ve çaprazlayarak beynin arka korteksindeki görme merkezine iletir. Bu merkezden kortekse yayılan bilgiler, gri cevher hücreleri arasında varolan bilgi ağına iz düşümü yaptırılarak önceden hafızada kayıtlı görüntü ve anlamlarla eşlenip, yorumlanır. Işık, şekil, hacim, derinlik, kontrast, renk, hareket ve bunlara bağlı psikolojik duygulanımlar görülür, kaydedilir, yorumlanır, anlam kazanır, ve tekrar tam veya yarım görüldüğünde hatırlanabilir.</p>
<p>Az Görenlerin Tanımı ve Tarihçesi<br />
Göz organının ön kısmında bulunan saydam tabaka kornea, toplam kırıcılığın %65&#8242;ini oluşturur. Kornea arkasındaki göz sıvıları, göz merceği ve boşluğu dolduran %99&#8242;u su olan vitre saydam ortamdır. Retinaya ulaşan ışık fotokimyasal hassas hücrelere çarpınca ışık sinirsel bir ileti haline çevrilir. Bu yol üzerindeki aksaklıklar görüntünün kalitesini zayıflatır. Tıbbi, cerrahi ve konvensiyonel refraktif metodlarla bu ileti tekrar kazanılmak istenir. İletimin beyin içinde seyri sırasında çeşitli hastalık durumları akımın aksamasına sebep olarak görüntünün hedefine ulaşmasına engel olabilir. Hedef algılama alanında enfarkt, atrofi, enflamasyon gibi bozukluklar bulunabilir. Göz organı ve beyini içine alan bu engeller az görmeye sebep olabilir.<br />
Alışılagelmiş gözlükler, kontakt lens ve refraktif metodlarla görmenin ihtiyacı karşılamadığı durumlar AZ GÖRENLER olarak adlandırılr. Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Oftalmoloji heyeti Az Görmeyi görme keskinliği ve görme alanı kaybına göreceli, standardize tanımlamıştır. Görme keskinliği temel alınarak az gören tanımı:<br />
Görme Keskinliği 20/12-20/25 normal görme<br />
normal okuma mesafesi<br />
normal okuma hızı<br />
20/30-20/60 normale yakın görme<br />
kısa okuma mesafesi<br />
normal okuma hızı<br />
Az Görme 20/80-20/60 orta az gören<br />
büyüteçlerle okuma<br />
normale yakın okuma hızı<br />
20/200-20/400 ileri az gören<br />
büyüteç ve diğer cihazlar<br />
normalden yavaş okuma<br />
20/500-20/1000 yerleşik kayıp<br />
sesli ve kabartmalı cihaz<br />
okumada kısıtlılık<br />
Körlüğe yakın 20/1250-20/2500 detay görmede zorluk<br />
P (-) körlük, sesli cihazlar<br />
Görme alanı temel alınarak Az Gören tanımı:<br />
Görme alanı 70&#8242;-51&#8242; normal görme alanı<br />
normal hareketlilik<br />
50&#8242;-31&#8242; normale yakın alan<br />
aramalı hareketlilik</p>
<p>Az Görme 30&#8242;-11&#8242; orta kayıp<br />
ciddi arama<br />
10&#8242;-6&#8242; ileri kayıp<br />
uzun baston<br />
5&#8242;- 3&#8242; yerleşik kayıp<br />
uzun baston<br />
Körlük 2&#8242;-1&#8242; körlüğe yakın<br />
uzun baston<br />
&#8212;&#8212; tam körlük<br />
görsel oryantasyon yoktur.</p>
<p>Az Gören tanımlamasında genel anlayış, az görmenin üst sınırını iyi gören gözde 20/50 görme keskinliği, ve 30&#8242; görme alanı olarak belirler. Az Gören yardım cihazlarına gereksinim yaklaşık 0.4 (20/50) düzeyinde başlar. Göz hastalıklarının çeşitliliği ile işleve bağlı fonksiyonel görmenin standardizasyonunun bilimsel çevrelerde devam etmesi sebebiyle az görme her vakada özel yorumlanabilir.<br />
Kişinin görmesi belli bir işlevi yapmasını engelleyecek düzeye inerek fonksiyonlarını azaltıyorsa Az Görenler yardımları ile fonksiyonda iyileşme sağlanınca yardım kullanılır. Görmenin 0.03 (20/600) altında kaldığı düzeyde cihazlardan genellikle fayda görülmez. Az Gören cihazların teorik alt fayda sınırı 0.01 (2/200) görme düzeyi olsada ülkemiz sosyo-ekonomik düzeyinde (cihaz ve yardımcı personel eksikliği) 20/400&#8242;ün altında kayda değer fayda elde edilememektedir. Bu şartlar altında tam körlük dışında her görme özürlünün Az Görenler açısından değerlendirilmesinde tam refraksiyonu ile en iyi görme keskinliği belirlendikten sonra karar verilmelidir. Ülkemizde sosyal haklar açısından 0.1 (snellen) altında ve/veya 10&#8242;görme alanından az, en iyi görmeye sahip olma durumu körlük tanımına uymaktadır. Meslekte kazanma gücünün 2/3&#8242;ün den fazlasını kaybetme her iki gözün tashihle dahi 2/10 ve daha az ve / veya her iki gözün görme alanlarının santral 10&#8242; kadar daralmış olmasını gerektirir. Bu durumda kişi malulen emekli edilir. Amerikan Federal yasasına göre hukuki körlük en iyi gören gözde 20/200 ile ve/veya görme alanının en iyi gözde 20&#8242; veya altında olmasıdır. Bu sınırların içinde kalan şahısların çoğunluğu Az Gören yardımlarından normal fonksiyon ve hıza ulaşmada faydalanabilmektedirler.<br />
Az Görelerin tarihi gelişmesi çok yenidir. 19.yy da az görmenin çok kullanılırsa azalıp biteceğine inanılırdı. 1930 yılında göz uzmanları araştırmaları sonucucu çok kullanma ile görmenin azalmadığını açıkladılar. 1935&#8242;de Dr.Feinbloom,&#8217; Normal Altı Görmenin Düzeltilmesine Giriş Prensipleri ve Uygulaması&#8217;, makalesini yayımladı. 1938 yılında 500 az gören hasta üzerinde optik cihaz uygulama sonuçları Dr.Feinbloom tarafından yayınlandı.<br />
1950 yılında New York&#8217;ta Lighthouse Vakfı görme özürlülere yardım amacı ile açıldı. Halen Dünya&#8217;nın Az Görenler konusunda ileri gelen merkezidir. Protestan gruba hizmet vermek amacı ile açılan Lighthouse ile aynı yıllarda New York&#8217;ta kurulan Jewish Guild for Blind merkezide rehabilitasyonda ekol geliştirmiştir.<br />
1957&#8242;de Dr.Richard Hoover, ?Körlüğün Fonksiyonel Tanımlamaları&#8217;nı yayımladı.<br />
1963&#8242;de Dr.Natalie Barraga tekrarlanabilir ilk bilimsel Az Gören çalışması ?Çocukların Görsel Etkinliğinin Yoğunlaştırılmış Görsel Rehabilitasyon ile Artması&#8217;, yayınladı. 1964 ve 1965&#8242;te bu çalışma Aschcroft, Halliday ve Barraga tarafından tekrarlandı. 1966&#8242;da Holmes tarafından bu çalışma adolesanlara uygulandı.<br />
1970&#8242;de Dr.Eleanor Faye, ?Az Gören Hasta&#8217; kitabını yayımladı. Aynı yıl Amerikan Körler için Basımevi, ?Öğretmenler için Eğitimsel Yeteneklerin Görsel Ayırım ve Etkinlik Cetvelleri&#8217;ni yayımladı. Bu yıllarda Avustralya, İngiltere, Brazilya, İsrail, Danimarka ve ABD&#8217;de Az Görenler Klinikleri açılarak sonuçları yayınlanmaya başlandı.<br />
1979&#8242;da İngiltere&#8217;de Chapman ve Tobin hukuken körler ile Az Görenleri ayırdıkları ?Bak ve Düşün&#8217; öğretmenler için el kitabını yayımladılar.<br />
1980&#8242;de Barraga&#8217;nın Az Görenlere yönelik, ?Görsel Fonksiyonda Etkinlik Geliştirme Programı&#8217; yayımlandı.<br />
1983&#8242;de ?Az Görenleri Anlama Programı&#8217;, Randy Jose tarafından yazıldı.<br />
1985&#8242;de Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) Az Görenlerin müstakil bir bilim dalı olarak tanınacağını ilan etti.<br />
1986&#8242;da Barraga&#8217;nın Az Gören çalışmaları Slavca dahil yedi dile çevrilerek bütün dünyada uygulamalara girdi.<br />
1980-90 yıllarında ?Fonksiyonel Görme&#8217; tartışılmaya başlandı.Çalışma mesafeleri, basılacak kitaplarda punto ve yazı yoğunlukları, ışık ve kontrast faktörleri, az gören cihazları ile oryantasyon, mobilite ve az gören gözlükleri ile ehliyet alarak araba kullanma gündeme geldi.<br />
1987&#8242;de ilk Uluslararası Az Gören Kongresi gerçekleşti.<br />
1990&#8242;da DSÖ içinde ?Az Görenler Komite&#8217; birimi kuruldu.<br />
1991&#8242;de 2.Uluslararası Az Görenler Kongresi, Avustralya&#8217;da yapıldı.<br />
1992&#8242;de DSÖ, ?Çocuklarda Az Görenlerin Uygulaması Raporu&#8217; nu yayımladı.<br />
1993&#8242;de 3. Uluslararası Az Görenler Kongresi, Hollanda&#8217;da gerçekleşti.<br />
1996&#8242;da Corn ve Koening ?Az Görenlerin Temelleri, Klinik ve Fonksiyonel Yaklaşımları&#8217; basıldı.<br />
1996&#8242;da 4. Uluslararası Az Görenler Kongresi, İspanya&#8217;da yapıldı.<br />
1997 yılında başlayarak, Milli Eğitim Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında Az Görenler Projesi uygulanmaktadır. Görme Özürlü okullarında açılan Az Gören sınıflarında Görme Özürlü az Gören çocuklar eğitilmektedir. Ankara Numune Hastanesi&#8217;nde ülkemizin çocuk Az Görenleri üzerine en geniş arşivi oluşmaktadır.<br />
Özürlü tanımlamalarında 1980 yılında DSÖ, hastalıklar ve fonksiyonel sonuçları üzerine bir hierarşik tanımlama yayımladı. İlk düzey sağlık problemi hastalığın (disease) biolojik organ patolojisidir. Bozukluk (impairment) hastalık sebebi ile fizyolojik fonksiyonların bozulmasıdır. Sosyal engellilik (disability) işlevin gerçekleştirilememesidir. Özürlülük (handicap) ise sonuç durumdur. DIDH kısaltması sağlık ve sosyal yardım uzmanlarınca kullanılır.<br />
Tıbbi ve cerrahi tedavi hastalıkları iyileştirme, sınırlama veya bozuklukları düzeltmeyi amaçlar.Rehabilitasyon ise bozulmuş fonksiyonları güçlendirmeyi, kompanze edici davranışlar ile yeteneklerin geri kazanılmasını hedefler. Sosyal Hizmetler özürlülüğü sınırlama ve engelliliği azaltmak için engelli kişilere eğitim, yol gösterme ve çözümlerle tanıştırma gerçekleştirir.<br />
Görmenin Rehabilitasyonu diğer tıbbi rehabilitasyonlardan çok geç kalmıştır. Araştırma ve uygulamaları az ve yavaştır. Gelişmiş ülkelerde yaşa bağlı hastalıklar arttıkça az görenler sıklığıda artmaktadır. Sağlık sistemleri yaşam kalitesini ölçerken Az Görenleri dahil etmektedir. Modern yaşamda Az Görenlerin rehabilitasyonu geri ödemelere dahildir.<br />
Az Gören Muayenesi ve Fonksiyonel Görme<br />
Az Görenlere yardım cihazlarından faydalanacak hastaların tam göz muayenesinden (V, SL,TO, OF, Göz Hareketleri) geçirilip kaydedilmeleri gerekir. Bazı hastalıkların progresyon göstermesi ile görme, zamanla daha azalabilir. Hastalar üç temel grupta tanımlanır: 1. Belirgin görme alanı defekti olmaksızın ortam kesafetine bağlı görme keskinliği azalanlar.2. Merkezi görme alanı defektli hastalar. 3. Periferik görme alanı defektli hastalar.<br />
Az Gören Muayenesi:<br />
1. Refraksiyon (uzak ve yakın)<br />
2. Görme alanı ve Amsler Grid<br />
3. Renk Testi<br />
4. Kontrast Duyarlılık<br />
5. Parlaklık<br />
Önceden ihmal edilmiş iyi bir refraksiyon ile çok sayıda az gören daha yeterli bir görmeye ulaşıp ileri cihazlara ihtiyaç kalmamaktadır. Az gören refraksiyonunda astigmatın veya refraksiyonun ihmal edilebileceği, hemen büyüteçlerin uygulanması yanlış bir bilgidir. Çünkü büyüteçler ile hatalı görmedeki hata oranıda artar. Bu sebeple hastaya 6m. yerine daha yakın mesafeden (3m) görmenin ölçülebileceği eşeller ile en net görme refraksiyonu kullanılır.<br />
Uzak ve yakın görme keskinliği, seçilecek az gören yardımında temel verilerdir. Görme keskinliğine dayalı en yaygın bilinen Az Görenler formülü Kestenbaum : 1/ V= D cinsinden ihtiyaç duyulan büyütmeyi verir. Bu hassas olmayan temel tanımlamadır. Bunun hastanın ve yapmak istediği fonksiyonun özellikleri ile yorumlanıp uygulanması gerekir.</p>
<p>Ör: 20/200 görmeye sahip bir olgu 1/ 20:200=10D büyütme ihtiyaç gösterir.<br />
1X= Bir nesneyi bir kat büyütme<br />
4D=1X<br />
10 D/4 D=2.5 X büyütme gerektirir. Bu büyütme ile hasta 1.0&#8242;yı okuyabilir.<br />
0.4 görme, normal hız ve mesafede gazete yazısı okumanın sınırıdır. Bu okuma fonksiyonunun alt sınırıdır. 0.5 ve üstünde tabii ki daha hızlı ve rahat okunacaktır. Her fonksiyonun gerektirdiği farklı görme seviye ve şartları vardır.<br />
Büyüteç sistemleri ile amaç o fonksiyon için gerekli en alt görme ile en geniş görme alanıdır. Çünkü hastaya daha yüksek büyütme ile harfler daha büyük gösterilebilir ama harfler büyüdükçe görme alanına sığan harf sayısı azalır, görme alanı daralır. Belirli fonksiyon için öngörülen büyütme ile görme alanı işlevin normal hız ve mesafede gerçekleştirilebilmesi için dengede olmalıdır.<br />
Az Görenlerle uğraşan doktorun görevi bu dengeyi kurarak hastanın yapmak istediği fonksiyon için gereği kadar görme keskinliği ve görme alanını kendisine sağlamaktır. Hastaya sağlanan büyütme ile hasta etkin (efficient) bir şekilde hedef fonksiyonu yerine getiremiyorsa; bu iş yorucu ve zaman alıcı oluyorsa, hasta cihaz sistemini çekmecede saklar, faydalanmaz. Çok pahallı olan bu sistemler ekonomik zarar verir. Görme ölçümlerinde yetişkin bir kişinin açılmış parmaklarının 6m den görülmesi 20/200&#8242;e yakın görme keskinliğine karşı gelir. Buna göre 60 cm den parmak sayma 2/200 görme keskinliğini ifade eder.</p>
<p>Az gören eşelleri 3m den ölçmeyi ve daha düşük görmeleri ölçebilmeyi sağlayacak şekilde düzenlenmiştir. Eşellerde her sırada harf genişliği ile orantılı boşluk bırakılmşıtır. Harfler küçüldükçe boşluklar daralır. Her sırada bir öncekine eşit oranda küçük harfler yer alır. Aynı sıradaki harfler okuma güçlüğü bakımından denktir. Uzak görmenin test edilmesinde, kontrast azlığından dolayı projektör eşeller kullanılmamalıdır. Elektronik görme keskinliği sistemleri, 20/200 düzeyine kadar sağlıklı sonuç verir, altında sağlıklı değildir. Az gören gibi algılanan albino, yüksek miyopve GIL hastaları iyi refraksiyona cevap verirler.<br />
Yakın Görme</p>
<p>Uzak düzeltmenin üzerine yaşlı hastalarda 40 cm den okumanın sağlanabilmesi için kaybedilmiş olan akomodasyonun büyütme karşılığı eklenmelidir. Az görmesi olan kişi seri okuyabilmek için yazıyı gözüne yaklaştırmak zorunda kalır. Sferik lenslerin büyütme özelliğinden faydalanarak 20cm de +6D; 10cm de +10 D-+12 D ekler verilebilir. Ancak bu mesafade okumak yorucu ve konforlu olmadığı için aynı büyütmeyi (2.2X, 3X) 30 cm de sağlayan teleskopik sistemler geliştirilmiştir.<br />
Görme Alanı ve Amsler Grid</p>
<p>Santral veya periferik defektlerin yoğunluğu, büyüklüğü, lokalizasyonu ve şekli az gören muayenesinde önemli parametrelerdir. Fiksasyon noktasının sağ tarafında yerleşimli yoğun merkezi defektler seri okumayı görme keskinliğinin azalmasından daha çok etkiler. Görme alanının alt yarısını içeren altitudinal bir defekt hasta mobilitesini daha fazla etkiler. Okuma performansı 20 derece ve daha geniş santral skotomda düşer.<br />
Amsler Grid, merkezi görme hakkında iyi fikir veren basit bir testtir. Az gören hastada merkezi alandaki skotom ve distorsiyonlar tesbit edilebilir. Bu distorsiyonlar harflerin tanınmasını zorlaştırır. Gridi soluk görmek, kontrastın azaldığı lokalizasyonları işaret eder. Eksantrik fiksasyonlar tesbit edilerek rehabilitasyon programı yönlendirilir.<br />
Tanjant Görme Alanı, az görenlerin daha kolay adapte olabildikleri ve 3m den gereğinde 1m den uygulanabilecek basit görme alanı değerlendirmesidir. Siyah zemin üzerinde bir merkez çevresinde iç içe geçmiş halkaların oluştuduğu sınırlı alanda hareket eden farklı çaplı beyaz dairelein tesbitine dayanır. Görme alan defektlerinin tam tesbiti ile adapte olabilen hastalarda kaymış görme alanı teleskopik gözlük sistemlerinde uygulanacak prizmaların yardımı ile faydalanılabilir hale getirilebilir.<br />
Renk Testi</p>
<p>Renk duyarlılığının azalması en çok çocuk yaştaki az görenleri etkiler. Çünkü eğitimde kullanılan birçok materyel ve bilgi renklerle tanımlanmaktadır. Ör:Kırmızı bayrak ,mavi deniz, beyaz bulut vs. Renklerin birbirini takip ederek ton farkları ile geçişlerindeki algılama bozuklukları hem hastalık teşhislerinde hem de kontrast duyarlılığı fonksiyonunun değerlendirilmesinde anlamlıdır.Az görenler için kullanılan 100 Hue renk testinin çapları alışılagelmişin iki katı kadardır. Az Görmenin daha ağır olduğu vakalarda daha büyük çaplı, rengin görülmesinin kolaylaştırıldığı daireler kullanılmaktadır.<br />
Kontrast Duyarlılık</p>
<p>Koyuluk ve açıklık yanısıra birbirini takip eden yakınlaşan uzaklaşan çizgilerin birbirleri ile ilişkilerini farkedebilme, standart olarak ölçülebilir.Düşük ve orta kontrast düzeylerinde ayrıntıları seçme yeteneği değerlendirilir. Görme keskinliği arttıkça kontrast duyarlılıkta artar. Yüksek kontrast duyarlılığa sahip göz her zaman yüksek görme keskinliğine sahip göz değildir. Ancak hasta tarafından tercih edilen gözdür. Az gören kişiler günlük yaşamda kontrast arttırımından fayda görürler. Renkli yerine siyah beyaz TV rahat izlenir. Basamak kenarlarının zıt renklere boyanması iniş çıkışı kolaylaştırır. Az görenlerin sürekli gittiği lokantalarda siyah masa örtüsü üzerine beyaz tabak ve tabağa kontrastlı yiyecekler saat yönünde yerleştirilerek servis edilir.<br />
Parlaklık Duyarlılığı</p>
<p>Parlaklık göze giren ışığın oküler ortamlarda saçılması ile iç yansımanın hastayı rahatsız etmesidir. Görmeyi azaltır, başağrısı ve yorgunluk yapar. En sık katarakt sebebiyle rahatsızlık oluşturur. Retinanın hassasiyet değişiklikleri ve nöropatilerde izlenir. BAT (Brightness Acuity Test) parlaklık keskinlik testidir. Bu testte hastanın görme keskinliği 0, düşük, orta ve yüksek derecelerde parlama varlığında ölçülür. Parlamayı kontrol altına almak için direkt ışık kaynağı 400 filtre kaplaması, ve gözlüklere uygulanan polaroid camlar kullanılabilir. Muayenede özellikle astigmatizma üzerinde durulmalır. Düzeltilmemiş astigmat yansımayı arttırır.Aniridi veya retina distrofilerinde özel boyalı kontakt lensler kullanılabilir. Mobilya ve duvar boyamalarında mat boyalar kullanılması yansıma ve kamaşmayı azaltır.<br />
Az Gören Temel Grupları ve Hasta Motivasyonu</p>
<p>Ortam Kesafeti</p>
<p>Ortam Kesafeti ile görme keskinliği azalan, bulanık görüp ışıkta kamaşmadan şikayet eden hastada kontrast da azalmıştır. Bu hastada maksimum refraksiyon yapılır, astigmatı düzeltilmeye çalışılır. Parlaklık testi ile ortam ve retina patolojileri ayrılır. Kontrast duyarlılık katarakt ve retina patolojilerinde farklı eğriler verir. Cerrahi gereken durumlar uygulanır.Bandaj kontakt lens ile kornea kırma yeteneği düzeltilir. Göze gelen ışık miktarını azaltan koruyucu filtreler takılır. Kontrast arttıran sarı filtre hastayı rahatlatır. Büyütücü lensler bu olgularda bozulmuş olan görüntüyü bulanıklaştırır. Büyük baskılı siyah yazılı kitaplar, kalın çizgili kağıda yazma, kapalı-devre televizyon ve sarı ortam tercih edilmelidir.<br />
Merkezi Alan Defekti<br />
Tam baktığı merkezi görememeye bağlı keskin görme kaybı işaretleri, yüz ifadelerini ve yazıyı okuyamama ile sonuçlanır.Yakın görmede zorluk en fazladır. Hastanın uzak ve yakın görme keskinliği tesbit edilir.Görme alanı ve Amsler grid ile skotomun yeri ve genişliği tesbit edilir. Skotom fiksasyon noktasının sağında ise büyütme ile okuma daha zor olur. Grid görülemiyorsa az görenlere yardımdan fayda güçtür. Kontrast duyarlılık yüksek frekanslara sınırlı ise görsel yardımdan daha iyi sonuç alır. Kontrast çok azalmış ise kapalı devre TV kullanılır. Tarayıcı lazer oftalmoskop ile etkin ekzantrik görme alanları bulunup rehabilitasyon ile işler hale getirilir.<br />
Binoküler veya tek göz ile çalışmaya muayenedeki görme keskinlikleri ile karar verilir. İyi gören göz tercih edilerek skotomlu göze kapama uygulaması denenir. Uyumlu hastada prizma ile görme alanı kaydırılabilir.Orta az görenlerde ilk tercih binoküler bifokaller olmalıdır. 2X veya 3X büyütmelerde yakın ve uzak teleskopları denenir. Daha yüksek büyütme ihtiyacında konverjans yetmezliği sebebiyle monokülere geçmek 4X , çok ender hastada 5X fayda verir. Görme çok azaldığında kapalı devre televizyon sistemi olan CCTV&#8217;ye geçilmelidir. El büyüteçleri çok yüksek büyütmelere kadar çıkıp farklı fonksiyonlarda kullanılırlar.Aydınlatmada 40 ve 60 watt soft ampuller, antirefle ve sarı cam kamaşmayı azaltır. Az gören yaşlı gurubunun çoğunluğunu oluşturan bu yaşa bağlı maküler dejenerasyon hastaları az gören yardımlarından en fazla faydalananlardır.<br />
Periferik Alan Defekti<br />
Görmenin özellikle periferden azaldığı hastalıklarda oryentasyon yetenekleri bozulur. Gece görüş zayıflar. Baston ihtiyacı artar. Büyütmeye cevap azalmıştır. Nörolojik bozukluklarda serebral bulgularda eşlik eder. Kontrast azalır. Görsel bilgiyi kaydetmek zorlaşır. Görme keskinliği, Görme alanı ve kontrast muayenelerinin verdiği verilerle önce hastanın fonksiyonel ihtiyaçları sorgulanıp büyüteçler, teleskopik ve alanı küçültüp daha çok görüntüyü dar görme alanına sokacak küçültücü lensler denenir. Merkezi görme 10&#8242;nin altında ise büyütme sonucu izlenen detaylar algılamaya yetmez.CCTV, sarı filtreli lensler, serebrovasküler durumlarda prizmalar, fotokromatik güneş gözlükleri, ile diğer rehabilitasyon teknikleri kullanılır. Periferik görme alanı defektli hastalara görsel rehabilitasyonda horizontal ve vertikal eksende sağ ve sola yukarı ve aşağıya göz ile planlı tarama işlevi öğretilir. Tekrarlayıcı olarak yapılan göz hareketleri yardımı ile cisimlerin tüm ayrıntıları görülmeye çalışılır.<br />
Yenidoğan&#8217;da Erken Müdahale (Early Intervention)</p>
<p>Konjenital görme bozukluğu (retina distrofileri, konjenital kataraktlar, konjenital glokomlar, yüksek hipermetrop astigmatlar vs) ile dünyaya gelen bebeklerin erken görsel rehabilitasyonu ileride ağır az gören yerine orta az gören veya normale yakın görmeyi sağlayabilmesi açısından çok acil ve ehemmiyetlidir. 0-3 ile 3-6 yaş gruplarında uygulanacak teknikler ihtisaslaşıp standardize olmaktadır. Görme keskinliği ölçümünde tercihli (preferential) bakış testi, eşleme (matching) ve sembol tanıma kullanılır.<br />
Orta görme bozukluklarında Teller kartları (Low spatial frequency) kullanılırken sonuç vermeyenlere fonksiyonel görme ölçülmesinde gün ışığını farketme, ev içi ve dışını farketme, el lambası ile muayene, yüz, oyuncak takip etme, belli büyüklükteki nesneyi belli mesafade fark etme ile görme anlaşılabilir.Ağır bozukluklarda Fonksiyonel Batarya, VEP ve multidisipliner yaklaşım ile çözüm aranır. Görsel stimulasyon, duvarlara renkli büyük resimler asma, parlak oyuncaklar, TV, yatak üzerinde mobil oynatıcı, pencereden baktırmak ve hareket öğretme, yemek yeme, kapıyı bulma, oyuncaklarını toplama şelindedir.</p>
<p>Örneğin 3-6 yaş grubunda teleskopik sistemleri kullanmaya alışan çocuk, adolesan ve erişkin döneminde bu teleskoplarla mobilize olabiliyor. Hatta otomobil kullanarak şehir trafiğine katılabilmektedir. Bu yaş grubunda özel bilgisayarlarla eğitim, aynı yaş grubundaki tam gören çocuklardan daha erken başlatılmaktadır. Bu alanda adaptasyon avantajı çok artmaktadır.<br />
Çocuk ve Eğitim</p>
<p>Çocuk, 6-15 yaşı arasında temel eğitimini almak üzere okullara müracaat ettiğinde görme seviyesi yanında mental durumun değerlendirmesi yapılmalıdır. Duyma özürlülerin %30&#8242;unda görme özürüde vardır. Çift özürlülerden burada konu edilinmeyecektir. Görsel rehabilitasyon tam göz muayenesi, tıbbi ve cerrahi tedavisi tamamlandıktan sonra başlar. Çocuğun en önemli fonksiyonu okumak ve derslerini takip etme yanında çevresini tanımaktır. Erişkin az görenden farklı olarak çocuk, algılaması gereken varlıkları tanımayabilir. Eğitimde kullanılacak az gören sistemleri gereğinde ev ortamında da kullanılır. Az gören çocuk sınıfta önde oturmalı, iri basım kitap okumalı ve kalın çizgili deftere kalın uçlu kalem ile yazmalıdır. Özel yüksek intensite lambalar kullanılmalıdır.<br />
Çocukların akomodasyon gücü çok fazla olduğu için yakın cihazlar daha az kullanılır. Yorulmasını önlemek için + D verilebilir. Konjenital kataraktlı GİL olan çocuğa yakın gözlük verilmesi unutulmamalıdır. İlkokul 3.sınıfın üstünde yazılar küçüldüğü için büyüteç verilmelidir. Yazıyı takip etmeyi kolaylaştırıcı cetveller, kontrast arttırımı, albino, akromotpsi, kornea hastaları, makülopatili ve aniridi gibi çocukları ışıktan koruma, loş ışıkta göremeyenlere önlemler ve spora katılım görme alanlarına uygun planlama gerektirir. Progresif hastalıklı çocuklar takip edilmeli ve her çocuk hakkında öğretmen yazılı bilgilendirilmelidir. Çocuk teleskop ile 20/20 okusa bile daha uzun zaman gerekip yorulması unutulmamalıdır. Çocuğun durumuna en uygun yatılı veya gündüzlü, tekil veya karma eğitim düzenlenir.<br />
Erişkin ve Meslek</p>
<p>Erişkin az gören yardımları meslek edinme ve bulunduğu pozisyonda işini daha iyi ve verimli yapmaya yönelik iş hızını ve kapasitesini arttırıcı seçilir. Konuşan bilgisayarlar ile konuşmayı yazıya çeviren, metin okuyup sese dönüştüren, yazılı metni kabartma yazıya dönüştüren sistemler ülkemizde de mevcuttur. Bunların ulaşılabilirliği, hassas aletler olup kolay bozulması, kullanımlarını rehabilite edecek görme fizyoterapistlerinin ve eğitim terapistlerinin yetersizliği sonucu bu çok pahallı aletler atıl durumdadır.<br />
Yaşlılık ve Kendine Yeterlilik</p>
<p>Yaşlılık gelişmiş ülkeler yanında ülkemizinde önemli meselesi olmaktadır. Kendine yetme ve bağımsız hareket az gören aletleri ile mümkündür. Yaşlılarda görme azlığı daha çok düşme ve kalça kırıklarına sebep olur. Duyması azalan yaşlı farketmeden dudak okumaktan da yararlanmaktadır. Azalan görme ile dudak okuma da azalınca engellilik artar. Hastanın yaşı arttıkça lensin skleroze olması ile okuma için aydınlatmaya gereksinim artar. Az görenlerde tercih edilen aydınlatma miktarı 5920-7534 lux arasında olup bu 60 watt lık aydınlatmaya denk gelir.</p>
<p>Hasta motivasyonu az gören yardım tipi seçimini direkt ilgilendirir. Seçilen yardım hastanın yapmak istediği işten daha komplike ve zahmetli ve hastanın işe yüklediği değer düşük ise hasta motivasyonu düşüktür. Çocuklarda zaman ayırarak ve ailenin yardımı ile alınan sonuç çocuğun bütün geleceğini etkileyeceği açısından en başarılıdır. Erişkin iş bulma, daha iyi işe geçme, işinde daha verimli olma düşüncesi varsa aletlere daha çabuk adapte olmaktadır. Aletlerin diğer kişiler tarafından farkedilmesinden çekinme, aletlerin pahallı olması ve hastalığının iyileşmesini bekleme motivasyonu düşürmektedir.</p>
<p>Az Gören Yardımları</p>
<p>Görmenin azalmaya başlaması ile az gören yardımlarına klinisyenin yumuşak geçiş yapması yüksek sferik okuma ekleri ile başlar. Bu aşamada hastanın 3m den subjektif refraksiyon muayenesi, astigmatı da dikkate alınarak yapılmış olmalıdır. Yüksek sferik ekleri verirken hastanın konverjansını rahatlatmak için (+D)+2= PD tabanı içerde eklenmesi gereken prizma değeridir. +12D dan fazla binoküler görülemediği için monoküler büyütmeye geçilir. Yakın okumada +4 yakın ekinden başlayarak iç prizma uygulaması hastaları çok rahatlatır. +4D eklenen hastaya 4+2=6 PD iki göze paylaştırılarak ve hastada denenerek tabanı içte uygulanır. Daha ilkel bir teknik her 1D için okuma segmentlerini 1 mm desantralize etmektir. Prizmalar kapatma ve fonksiyondan çıkarma amacı ile gözün deviasyonunda da kullanılabilir. Hazır satılan +4-+6-+8-+12 az gören okuma gözlükleri mevcuttur.<br />
İdeali şahsın yakın görmesinin tesbitindensonra (astimatı varsa bu da eklenerek) bu değerlerin prizmaları ile reçetelendirilmesidir. Yakın okuma eki arttıkça yazıyı göze daha fazla yaklaştırmak zorunda (odak mesafesi) kalacağı ve bunun göze zarar vermeyeceği hastaya anlatılmalıdır. Okuma gözlükleri ile sferik aberasyon fazla ama görme alanı (2.5 kat) geniştir. Uzak, yakın gözlüklerde ve kontakt lenslerde gereğinde kişinin görme keskinliğine göre ayarlanmış filtreler kullanılır. Böylece %30-70 daha az aydınlatmaya rağmen hassasiyet yeterlidir. Filtreler okuma hızını kontrastı arttırdıkları için görmeyi güçlendirerek, 2 ile 3 kat arttırabilirler.<br />
Bu +12 üzerinde iki gözü birlikte kullanma prizma ve aynalı ağır sistemler gerektirdiği için tek göze uygulanan çift lensli (24D-60D) ayarlanabilen Kepler ve Galile dürbün sistemleri en iyi gören göz tercih edilerek takılır. Bu sistemlerde büyütme artsa da yazıyı göze yakın tutmak gerekmez. Göze yaklaştırılan her cisimin daha büyük izlenmesi optik bir bilgidir. Buna Relative Distance Magnification (göreceli uzak büyütme) RDM denir. Hastalara görmek istedikleri nesnelere yakınlaşmaları tavsiye edilir. Televizyonu yakından seyretmenin bir zararı yoktur.<br />
RDM= referans başlangıç uzaklık<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; = X büyütme<br />
yeni uzaklık<br />
6m/3m=2X Televizyonunu 6m den seyretme yerine 2m den seyreden kişinin büyütmedeki kazancıdır.<br />
Relative Size Magnification (RSM) ise iri basım kitaplar, geniş ekran TV, iri saatler, iri numaralı telefonlar ile sağlanır.<br />
Çevre düzenlemeleri yapılırken mutfak önemli bir fonksiyon alanıdır. Mutfak dolaplarında iri yazılı etiketleme aradığını bulmayı kolaylaştırır.<br />
Bu büyütmelere çizgisel büyütmeler (linear magnification) denir. Komplike sistemlerden, binoküler dürbünler ve teleskoplar Açılı büyütmeler (angular magnification) dır. Elektronik magnifikasyon ise kapalı devre televizyon sistemleridir.<br />
Birkaç magnifikasyon birarada kullanılınca toplam hepsinin çarpımıdır.<br />
M=m1xm2xm3<br />
Kontakt lensler (KL) kornea yüzey bozukluklarında faydalıdır. KL ile büyük retinal görüntü sağlanır. Afakik hastada normale yakın görüntü sağlayan KL, sferik aberasyonlarla skotomları önler, periferik görme netleşir. Okuma için KL&#8217;e ek gözlük ve büyüteç ihtiyacı vardır. Keratokonusta KL&#8217;in görsel yardımı çok fazladır. Nystagmuslularda KL çok özel bir sistem içinde kullanılabilir. Göze takılan ? D daki KL den 25 cm uzağa +3D uygulanan lens ile Galile tarzı bir teleskopik görüntü elde edilebilir. Bazı çocuklar bunu tercih ederler.<br />
Basit Büyüteçler</p>
<p>Sferik (+D) lenslerde büyütme özelliği vardır. El Büyüteçleri, Ayaklı Büyüteçler, Işıklı ve Cetvel ile Visulet denilen kürresel ve yaprak tarzında olabilirler. Yakın görme ihtiyacı artan hastalarda, hastanın kişisel ve işin fonksiyonel (felçli, tremorlu,boynu ağrıyan, kataratlı vs) şartlarına göre tatbik edilir. Daha çok günlük işlerde alışverişte etiket okuma, fatura okuma gibi kullanılır. Kolay alışılır, gözlükle birlikte kullanılabilir ve rahat taşınır. Görüş alanı dardır.</p>
<p>Teleskoplar<br />
İlk teleskop 17.yy da yapılmıştır. Galile&#8217;nin sistemi konveks objektif ve konkav oküler lensten oluşur. Düz ve büyük görüntü verir. Keppler sistemi ise iki konveks mercekten oluşur. Büyük ve ters verdiği görüntüyü düzeltmek için prizma ve aynalar kullanılır. Binoküler sistemlerin çoğu Keppler&#8217;dir. Teleskopik (TS) sistemin avantajı yazıya olan mesafeyi uzatması, dezavantajı görme alanının darlığıdır. Halka şeklinde skotom oluşabilir ve derinlik hissi yoktur. Yeterli ışık göze gelemez.<br />
Görme keskinliği 0.1 ve daha iyi olan hastalarda sinema, tiyatro, konser ve maç seyretme, otobüs yazısı ve sokak levhası okuma gibi sedanter aktiviteler için kullanılabilir. Küçük yaşta alışırsa mobilize olunabilir. Gözlüğe takılabildiği gibi elde de taşınabilir. Uzak görmede fonksiyonel ihtiyaç genelde 0.8 seviyesi yeterlidir. Uzak teleskopları ile, detay gerektirmeyen bu seviye rahat elde edilir.<br />
Yakın ve orta uzaklığı görmede teleskopun tüp uzunluğu değiştirilerek ayarlanır. Yakın okuma eki objektif kısma takılarak yakın TS e geçilebilir. Daktilo yazma, resim ve çizim yapma, bilgisayar kullanma gibi ellerin serbest olması gereken işlerde TS ler gözlük gibi başa takılarak fonksiyoneldir.<br />
Afakik hastalarda 25 cm mesafeden uygulanan +3D lik lens ile Galile TS sisteminde 3X büyütme elde edilebilir. Aynı sistem yeni geliştirilen bir göz içi lens sisteminde 7mm lik optik santralinde 2mm lik yüksek konkav merkezin bulunması ile elde edilir. Günlük aktivitede hasta normal kırma gücünden faydalanırken, +3D&#8217;u 25cm den tutarak oluşan Galile TS sisteminden de faydalanabilir.<br />
Kapalı Devre TV Sistemleri</p>
<p>Alıcı kamera ile televizyon ekranına bağlanan fiber optik bir sistemdir. Bu donanımla 60 kat (X) linear elektronik büyütme, kontrast arttırma, tersine çevirme ve renklendirme (siyah zemin üzerine beyaz yazı) yapılabilir. En ağır görme kaybı olan hastalar için son sınır bu cihazdır. Üstten sabit kameralı veya gezdirici kameralı olabilir. Kitap okuma, yazı yazma, tırnak kesme, el işleri yanısıra uzak kamerası ile uzak izlem ve detay takibi yapılabilir. Başa takılabilen modellerinin yanında gece ve gündüz kullanılabilen farklı tipleri vardır.</p>
<p>Son olarak direkt beyine mikroçipler aracılığı ile monte edilerek, görmesi olmayanlarda denenen yapay göz çalışmaları hızla ilerlemektedir. Az Görenler hızla gelişmekte olan yeni bir bilim dalıdır. İnsanlar arasında çok büyük farklılıklar olabileceği düşünülerek hastalara birkaç metod sunulup istenilen fonksiyona en uygunu, hastanın seçimine bırakılmalıdır. Bütün dünyada artık fonksiyona yönelik AZ Gören Yardımı verilmektedir. İnsanın sosyal özellikleri sebebiyle Az Gören Tedavi ve Rehabilitasyonu en az dört uzmanlık dalının bir arada çalışmasını gerektiren bir uğraşıdır. Standardize olan bu takımın elemanları:1-Oftalmolog +- Optometrist 2-Görsel Fizyoterapist+- Eğitim terapisti+_özel eğitimci öğretmen 3-Teknisyen 4-Sosyal Hizmet uzmanı&#8217; dır. Üniversiteler, araştırma ve müfredat eğitimleri ile, sivil toplum örgütleri ve devlet kurumları düzenleyici ve takip edici işlevleri ile hizmetin kişiye ? kişinin hizmete kolay ulaşmasını sağlarlar.</p>
<p> <br />
Az Görenlerin Rehabilitasyonu<br />
Körlük ve Az Görme<br />
Türkiye&#8217;de her 30 dakikada 1 kişi görmesini geri dönülemez bir şekilde kaybetmektedir. Ülke Nüfusumuzun çoğunluğu gençlerden oluşmaktadır. Körlük, çocuk ve gençlerde günlük yaşamı her yönü ile etkiyen bir engelliliktir. Anneden yeni doğmuş bebeğin yapısal sebeplerle Az Görmesi görme işlevinin gelişmesini önleyerek ileride derin körlüğe yol açabilir. Akraba evliliği oranının %20 olması kalıtsal göz hastalıklarının sık ortaya çıkmasına sebep olur. Batı ülkelerinde hiç akraba evliliği yoktur ve körlük bize oranla çok daha azdır. Anneden doğma katarakt, tavuk karası diye bilinen retinitis pigmentoza, doğmalık göz tansiyonu hastalığı gibi bazı kalıtsal hastalıklar, akrabalık sebebiyle 50 X kata kadar artmaktadır.<br />
Hiç ışık görmeyen körlük, ülkemizde bilinen total körlük tipidir. Bu körlerin sayısı 10 000 kişi kadardır. Işık, şekil, hareket görebildiği halde günlük aktivitelerini yerine getiremeyen düşük görmeye ?AZ GÖREN&#8217; (LOW VISION) denir. Ülkemizde kitap okuyamayan az gören sayısı 1,5 milyon kadardır. Çocuk ve genç 0-18 yaş grubundaki 30 000 000 eğitim çağındaki vatandaşımızın 500 000 ?inde az görme vardır. Sosyal devlet anlayışına uygun olarak kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütleri bu engelli vatandaşlarımızın hizmetine sunmak için programlar geliştirdiler. Ülkemizde geniş coğrafyaya yayılmış olan görme engellilerin: tıbbi, eğitim, rehabilitasyon, sosyal haklar ve meslek edindirme olanaklarından haberdar olmaları iletişim kanallarının açılması ile mümkündür.<br />
Körlük, hiç ışık görmez olarak tanımlanmalıdır. Görmesini ölçülebilen farklı yüzdelerde kaybetmiş kişilere ise ?Az Gören&#8217; denir. Kör diye adlandırılan engelli grubunun rehabilitasyon teknikleri ile az görenlerin teknik uygulamaları tamamen farklıdır. Sayıca az bir grup ise çok ağır az gören olup, her an total körlüğe geçebileceği için her iki teknik uygulamaları bilmeli ve kendisine iş kalitesi açısından gerekli hızı sağlayan teknikleri kullanmalıdır.<br />
Körlük ve Az Görme Sebepleri<br />
Az Görenlere Giriş<br />
Az Gören grubunda herhangi bir sebeple görmesini anneden doğma, kalıtımsal, kaza veya hastalanarak, zamanla kaybeden bebeklerin erken müdahale rehabilitasyon grubu en önemli çalışma alanıdır. Bebek ve çocuklukta insan beyni 0-6 yaş grubunda görme merkezleri gelişmeye devam eder. 0-9 yaş arasında görme ile konuşma işlevleri birleşir. 0-12 yaş grubunda ise görme ve uzay boşluğunda yer tespiti, kendini tanımlama, acil müdahale dönemleri vardır. Anneden kataraktlı doğan bebek, Göz tansiyonu ile doğan bebek gibi yenidoğan grubunda trafik kazası geçirmiş vaka gibi acil ameliyata alma zorunluluğu vardır. Gecikme durumunda gözdeki hasar ve körlük artar. 2.5 yaşındaki bebekte ise keskin görme tam olgunlaşma dönemi olduğu için kırma kusurunun kesin teşhisi hipermetrop ve astigmat gibi tehlikeli kusurlarda acil gözlük takılması gereklidir. En çok ihmal edilen engelliler bebek ve çocukluk çağıdır. Aile de kalıtımsal görme engellilik hastalığı varsa (tavuk karası, retinitis pigmentoza) görmesi zaten engelli diye çocuğa, gerekli uzak ve yakın gözlükleri verilmemektedir. Görme engelli doğan çocuklarda yakın görme uyumu gelişememekte, çocukların gözleri arayıcı titreme (nistagmus) ?a geçmektedir. Bu çocukların yakın görmeleri ölçülerek gerekli yakın gözlükleri erken verildiğinde nistagmus azalmakta, görme artmakta kullanılabilen görme güçlenmektedir. Bütün görme engelli çocuklar az gören uzmanları tarafından tam muayeneden geçirilerek her yaş grubu için aylık ve yıllık kontrol, müdahale ve rehabilitasyonları planlanmalıdır.<br />
Yenidoğan grubu görme engellilerin 3 ayda 1 kontrol muayenesi, 3 yaşından sonra 6 ayda 1, öğretim çağında yılda 1 en az yapılmaktadır. Erişkin ve yaşlı grubunda ise hastalık ilerleyici değilse 2 yılda 1 muayene yeterli olmaktadır. Görme engelli doğan çocuğa önce kendini, sonra yakın çevresini, sonrada uzak çevresini sistemli bir şekilde tanıştırmak gerekmektedir. İnsanlar bilgilerinin % 80&#8242;nini görme ile elde ederler. Beyin içi ileti yollarının %60&#8242;ı görme yollarından oluşur. Beyin içi iletim kanallarının çalışmaya başlaması için uygun şiddette uyarılara ihtiyaç vardır. Bazı görme engelli yenidoğan bebeklerde ek hastalıklar ?sağırlık&#8217;, ?zeka geriliği&#8217;, ?down sendromu&#8217; gibi bulunabilir. Bu çoğul özürlülere yaklaşım teknikleri daha farklıdır. Yenidoğanlarda özel spazm çözücü banyolar, kum havuzları, top havuzları, beşik kenarı siyah beyaz çizgili uyarıcılar ,ışıklı , ışıklı ? sesli uyarıcılar, dokunma uyarıcıları, yemek- tat uyarıcılar, müzik, titreşim ve basınçlı uyarıcılar kullanılarak beyin gelişimi güçlendirilir.<br />
Vücut parçalarının kullanılması öğretilir. En önemli ayakta dengede durma, koyu siyah renk ayakkabılar kullanılarak gerçekleştirilir. Çocuğun el bileklerine çıngıraklı parlak renkli bilezikler takılabilir. El-göz birlikteliği için oyunlar öğretilebilir. Yakın görme çalışmaları için boncuk dizme, düğme- ilik egzersizleri çocuğun yaşına uygun aktivitelere başlanır. Bu yakın egzersizlerde özel yakın gözlükleri, borudan bakma, dürbün kullanmaya basamaklı olarak geçilir. Oyun çağı çocuğu , diğer çocuklarla ve uzak çevre ile ilişkilerini geliştirmeye başlar. En aktif olunan bu dönemde yakın, orta yakın ve uzak işlevler için programlar uygulanmalıdır. Bu çocukların farklı8 uzaklıkları anlamaları ve takılan cihazlara uyum sağlamaları erişkinlere oranla daha kolay, başarılı ve etkin olmaktadır.<br />
Bu çocuklara 3 yaştan başlayarak bilgisayar öğretilmesi bütün gelişmiş ülkelerde uygulanmaktadır. Çocuk tipi özel bilgisayar ve programlarla diğer çocuklardan erken eğitime başlamak ileride rekabet edebilme yeteneğini güçlendirmektedir. 6 yaşından başlayarak okul ortamına girerek milli eğitim tarafından hazırlanan bilgileri edinmeye başlayacaktır. Çocuk için en önemli koşul kendi görme derecesine uyarlanmış eğitimi diğer çocuklarla aynı yüksek kalitede alabilmesidir.<br />
Zeka özürü olmayan, görme engeli düşük şiddette ve aile desteği uygun bir çocuk yerel okulunda kaynaştırma eğitiminden faydalanabilir. Bu çocuklara durumuna özel yakın ve uzak dürbünleri, sınıf içi bioptik gözlükler, evde kullanılabilecek ekranlı okuma cihazları, okul kütüphanesine kurulabilecek ekranlı okuma cihazları, bilgisayarla eğitim desteği verilebilir. Optik okuyucular bilgisayar programları, bilgisayarlı akıllı kalemler, gözlük içi televizyon sistemleri görme engelli öğrencinin engelliliğini büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Bu grup çocuklarda göz doktoru, görsel fizyoterapist, özel eğitim uzmanı, rehber öğretmen ve okul öğretmeni yanı sıra anne- baba- ve kardeşlerin-arkadaşların desteği başarıyı arttırmaktadır.<br />
Çocuğun yaşı ilerledikçe 9 yaşından itibaren bilgisayarın yanında geçerli bir yabancı dil öğrenmesi Avrupa Birliği (AB) kriterlerinde vurgulanmaktadır. Ağır görme engelliler ek olarak Braille öğrenirler. Braille ile bilgisayar birleştirilmiş olarak kullanılabilmektedir. Bilgisayarlar ile kitapları ve internet alanlarını seslendirerek okuyabilmekteler. Görme engelli kendi yazdığını sesli duyabilmektedir.<br />
8 yaş grubunda bütün görme engelli çocuklarda farklı şiddettte ortaya çıkan ?depresyon çağı ? vardır. Psikolojik danışmanlık ile aileler , bu çağı en az zararla atlatmada çocuğun destek ekibi ile birlikte çalışmalıdır. Bu çağda çocuklarda onların hayatını kolaylaştıran aletlere karşı reddetme duygusu gelişmektedir. Çocuk 4-6 yaş arasında kendisinin diğer çocuklardan farklı olduğunu anlamakta 8 yaşında bu farklılıkları simgeleyen cihazlara tepki duyup kullanmaya karşı çıkmaktadır. 1-2 yıl süren bu tipik davranış özellikle zekası üst seviyelerdeki çocuklarda ortaya çıkmaktadır. Bu zor dönem aşıldıktan sonra çocuğun durumuna uyumu güçlenmekte ve diğer çocuklarla rekabete devam edebilmektedir. Her yıl çocuğun eğitimine paralel daha gelişiş cihazlara geçilebilir. Braille alfabesi ile yazılmış kitaplar yaygın olmadığı için çok az göresi olsa bile bu görmeyi okumak için kullanmasının çocuğa öğretilmesi ulaşabileceği bilgi kaynaklarını çok arttırmaktadır. Ülkemizde yapılan körler okulları taramalarında ağır az gören çocukların total kör sanılanların %30&#8242;nu oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Bu çocuklar cihazlandırma ile her türlü kitabı gözleri ile rahat okuyabilirler. Bu olanak coçuğa farklı mesleklere yönelebilme imkanı sağlar.<br />
Lise ve üniversite döneminde görme engelliliğin şahsın seçimlerini kısıtlamayacak düzeye indirilmesi gelişen teknolojiye bağlıdır. Ülkemizde bazı körler okullarında az gören özel sınıfları açıldı. Ankara&#8217;daki Görme Engelliler Okulu başarı ile kalitesini sürekli yükseltmektedir. Kahramanmaraş ve İstanbul&#8217; da okulların donanımı sağlanarak az gören sınıfları açabilecek seviyeye gelinmiştir. Bu okullar parasız yatılı olup devlet bütün imkanlarını bu çocuklara şahsa özel cihazlandırma dahil sunmaktadır. Lise çağındaki gencin üniversite sınavlarına girerken hak kazandığı imtihan ortamı gence tam olarak anlatılmalıdır. Gencin yeteneklerine uygun meslek seçimi için bilgili rehber öğretmenler yönlendirme yapmalıdır. Başarılı görme engelli meslek sahibi kişilerle öğrenciler karşılaştırılarak konuşturulmalıdır. Birçok üniversite görme engelli öğrencilerine uygun özel cihaz ve eğiticiler kullanmaktadır. Devlet bu üniversitelerdeki özel eğitim odalarının geliştirilmesinde üniversitelerle işbirliği yapmalıdır.<br />
İlköğretim, orta öğreti ve yüksek öğretimdeki gençlere yönelik eğitim ve öğreti seminerlerinin, yaz okullarının, bilgisayar kurslarının sivil toplum kuruluşlarında yapılması ulaşılabilirliği kolaylaştırmaktadır. Bu sebeple bebeklerin ve çocukların aileleri yardımı ile, genç ve erişkinlerin kendi çabaları ile yerel sivil toplum örgütlerine üye olmaları desteklenmelidir. Suya atılan taşın halkaları gibi birey, aile, sivil toplum, devlet, uluslararası kuru ve kuruluşlar imkanlarını engelli vatandaşa sunacaktır. Sivil toplum örgütlerinin liderlik yapma yeteneğinin geliştirilebilmesi için az gören sivil toplum örgüt alt gruplarının görme engelli dernekleri içinde ihtisaslaşması gerekir. Bu gruplar teknoloji transferinde internet imkanlarını kullanarak yurtdışı gelişmelere ulaşabilir. Aileleri, öğreticileri ve devleti uyarıcı hale gelebilirler. Yurt dışındaki faaliyetlere katılma, uluslararası temsil edilme, ve kazanımlar halka ulaştırılır. Yurtdışında az görenlere yönelik yaz eğitim bursları ülke nüfusuna ve gelişmişlik düzeyine uygun verilmektedir. Bu burslardan faydalanabilmek için yabancı dil bilme ve bilgisayar kullanabilme asgari şartlar olmaktadır. Küreselleşme sebebiyle az gören görme engellilerde gelişmekte olan teknolojiyi günübirlik takip etmek zorundadırlar. Toplumun kesimleri ile uyum içinde olabilmek ancak toplumun kullandığı teknik gelişmişliğe ulaşmakla mümkündür. Bu cihazlarla engelliyi karşılaştırmak, eğitim vermek, sosyal devletin görevidir. Engellinin bu eğitimden faydalanma düzeyi kendi işlevsel yapısına bağlıdır. Engellilik az gören cihazları ile azaltıldıkça engellinin sosyal ve ekonomik etkinliği artar. Ailesine ve devlete bağımlılığı azalarak tüketici durumdan üretici duruma geçer.<br />
Üniversite eğitimini tamamlayıp bir meslek sahibi olan az gören için iş başında kullanabileceği özel bilgisayarlar, bilgisayar programları, uzak ve yakın dürbünlü gözlükler üretilmiştir. Gelişmiş ülkelerde meslekte kullanılmak üzere bu cihazların sağlanması kanunlarla devletin görevidir. Ab direktiflerinde sosyal devlet anlayışı ?devlet çevreyi engelliye uyumlu hale getirir&#8217; ilkesine göre şekillenir. Bu erişkinlerin ev yaşamında rahat etmeleri için mat duvar boyasından, özel mutfak dekorasyonuna iyi ışıklandırmaya dayalı özellikler vardır.<br />
Erişkin az gören engellilerin ülkemizdeki özürlü kimlik kartı, malulen emeklilik, gelir vergisinden muafiyet, sosyal hizmetler kurumunun rehabilitasyon hizmetlerinden faydalanma gibi olanaklardan görme engellilerin bilgilenmesi gerekmektedir. Görme engelliler doğumdan başlayarak Sağlık Bakanlığı&#8217;na bağlı hastanelerde, üniversite,SSK ve diğer kurumlarda muayene edilmektedirler. Bu temel göz hastalıkları muayene ve tedavilerinden sonra görme engellilerin fonksiyonel ölçümleri az gören uzmanları tarafından yapılmalı özürlülük düzeyleri belirlenip kişiye özel az gören rehabilitasyon programları uygulanmalıdır. Total körler ise tam körlere yönelik rehabilitasyona yönlendirilmelidir. Ülkemizde tam körler yönelik eğitim ve rehabilitasyon Milli Eğitim Bakanlığı körler okulları ile Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü rehabilitasyon merkezlerinde gerçekleştirilmektedir. Buralar ulaşan görme engellilerden ?az görenler&#8217; ?KÖMER&#8217; e yönlendirilmektedirler. KÖMER (Körlükle Mücadele Ulusal Referans Merkezi) olarak 1997 yılından beri ülke çapında faaliyet gösterdi. Toplam 5000 kayıtlı görme engelli dosyası ile Türkiye Körlük Profili&#8217;nde en geniş istatistiklere sahiptir. KÖMER&#8217;e gelen görme engelli tıbbi ve görsel rehabilitasyonu yapıldıktan sonra sosyal hizmet uzmanlarına, körler okullarına, iş ve meslek edindire kurslarına ve rehabilitasyon merkezlerine yönlendirilir.<br />
Az Görenlerle ilgili çalışan meslek grupları<br />
1- Göz hastalıkları ve Az Gören Uzmanları:<br />
Görme engelli hastanın tıbbi ve cerrahi tedavisini göz hastalıkları uzmanı yapar. Göz hastalıkları birincil tedavisi tamamlandıktan sonra göre engelli birey az görenler uzmanına yönlendirilir. Göz hastalıkları üzerine az gören üst ihtisası yapan uzman, bireyin yaşına, görme fonksiyonlarına ve sosyal sosyal durumuna uygun müdahale ile cihazlandırma ve görsel rehabilitasyon programını hazırlar.<br />
2-Görsel Rehabilitasyon uzmanı :<br />
Az Görenler göz uzmanının tanımladığı az gören hastasını uzman fizyoterapist yaş, zeka, ve vücut fonksiyonları açısından ölçer. Az Gören cihazlarını hastaya uyumlu hale getirir. Hastaya cihazları kullanmayı öğretir. Günlük yaşam aktivitelerinin düzenlenmesini, rehabilitasyondan önce ve sonra ölçerek yapılan uygulamanın etkinliğini değerlendirir. Mesleki rehabilitasyon yapar.<br />
3-Sosyal Hizmet uzmanı:<br />
Görme engelli bireyin sosyal ihtiyaçlarını tanımlar. Kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri, ve özel kuruları engelli bireye tanıştırır. Sosyal haklarını ve bu hakları kullanma yollarını öğretir.<br />
4-Görme Engelli Okulları:<br />
Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;na bağlı özel eğitim genel Müdürlüğü uzmanları, üniversite özel eğitim bölümleri iş birliği ile az gören çocuk ve gencin eğitimini planlar.<br />
5-Özel eğitimci:<br />
Az Gören görme engellilerin eğitimlerini özel eğitim araçları ile gerçekleştirir. Eğitimde bilgisayar, kapalı devre televizyon, yakın ve uzak dürbünler, özel iri basım kitaplar, okuyan ve yazıcı kalemler ile okuma cetvellerinin kullanımını öğretir. Işık, çalışma ortamının düzenlenmesi ve eve gelerek sürekli eğitimi sağlar. Ağır az gören sınıflarında, kaynaştırmada ve üniversitelerde rehber öğretmenlerle birlikte çalışır. Spor derslerinin özel araçlarla birlikte yapılmasını planlar.<br />
Az Gören cihaz ve teknikleri<br />
Az Gören birey görme fonksiyonlarını farklı derecelerde kaybetmiştir. En önemli görme fonksiyonu ?keskin görme&#8217; olup, okuma yazma işlevimizi etkiler. Keskin görme eksikliği, görme alanı bozukluğu, renkli göremem, ışıktan rahatsız olma, alaca karanlıkta görememe, adacık görme, odaklayamama gibi engeller az görmenin temel şikayetleridir.<br />
Az gören kişinin gözünde veya beynindeki hasar sonucu bu şikayetler ortaya çıkar. Bu bozuklukları düzeltmenin en temel yolu gözün veya beynin çalışan bölümlerine daha çok uyarı göndererek kullanılan hücre sayısını arttırmaktır. Bu durumda büyüteç cihazlarla görüntü büyütülür. Birey cisme yaklaştığında da görüntü büyür. Okunan kitap harfleri iri basılmış ise görüntü büyür. Görüntü şiddetinin arttırılması, ışıklandırma, kontrastın arttırılması veya ortamda görüntü kirliliğini, parlaklığın, saçılmanın azaltılması ile mümkün olur. Dürbünler yakın, uzak, teleskopik, bioptik, ayarlanabilir, kapaklı, yüksek dioptrili, cetvel şeklinde, el büyüteçleri, ışıklı büyüteçler gibi çok çeşitli aletler vardı. Bireyin görme keskinliği, yaşı ve sosyal durumu hangi cihaza ihtiyacı olduğunu gösterir. Okuma işlevini kolaylaştıran sehpalar, rahleler, masalar özel kalın kalemler ve özel ışıklı okuma lambaları öğrencilere gereklidir. Kapalı devre tv sistemleri 400X kat büyütmeye çıkarak küçük yazılı kitapları bile kolay okutur. Bilgisayar programlarında beyaz zemin üzerine siyah yazı veya siyah zemin üzerine beyaz yazı denenerek bireye en uygun zemin rengi, yazı karakteri seçilir. Optik okuyucu programları ile optik okuyucuya konulan kitaplar şerit halinde bilgisayar ekranından belli bir okuma hızında sesli olarak geçebilir.<br />
Ağır az görenlerin Braille, Braille + bilgisayar, beyaz baston ve elektronik baston gibi cihazlar tavsiye edilir. Az görenin üzerinde taşıyabileceği, hafif, uzak ve yakın çok fonksiyonlu cihazlar ideal şartları sağlar. Yaşlı az görenlere ve ev hanımlarına yönelik özel sesli ve korumalı mutfak cihazları üretilmiştir. Evdeki saatin, telefon cihazının ve ev aletlerinin iri yazımlı olanları satın alınır.<br />
Her bir şahsın kendi özelliklerine uygun olarak bebek , çocuk , genç , üniversite öğrencisi , çalışan , ev hanımı , emekli , okumuş veya okuma yazma bilmeyen tam kör veya görme engelli eğitim ve rehabilitasyonları farklıdır. Ana fikir, yapılan uygulama ile engelliliğin azaltılarak kişinin aile desteği, okul ve iş desteği, sosyal ve ekonomik destek ile topluma katılımının arttırılmasıdır. Engelli kişinin yaşamdan zevk alması için kapasitesini zorlayıcı işlevlere girişmesi, mücadele etmesi ve kazanınca mutluluğu tatması gereklidir. Okuma yazma bilmeyen yaşlı anadan doğma görme engelli kırsal kesimde yaşayan bir kadın ile İstanbul&#8217; da yaşayan, elektronik mühendisi olduktan sonra kaza sonucu görmesini yitiren genç bir erkek görme engellinin ilgili işlevleri ve onları zorlayacak konular farklıdır. Seçilen hedefler kişileri tatmin edebilecek standart ve kalitede olmalıdır. Anneden doğma görme engelliler için başlatılan eğitim programları çocuklarımızı 21. yüzyılda diğer çocuklar ile rekabet edebilecek eşitlik ölçüsünde kaliteli ve seviyeleri benzer bilgileri edinebilecek zengin içerikli ve güçte olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sifamerkezi.com/goz-agrisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağrılı Aybaşı Hali</title>
		<link>http://www.sifamerkezi.com/agrili-aybasi-hali-2.html</link>
		<comments>http://www.sifamerkezi.com/agrili-aybasi-hali-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 21:49:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağrılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sifamerkezi.com/?p=60</guid>
		<description><![CDATA[Ağrı   ağrılı aybaşı hali Tıp dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybaşı kanamasının başladığı ilk gün görülür. Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir. Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki kadınlarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağrı  <br />
<img class="size-thumbnail wp-image-61 alignleft" title="reglagrisi" src="http://www.sifamerkezi.com/wp-content/uploads/2009/12/reglagrisi-150x150.jpg" alt="reglagrisi" width="150" height="150" />ağrılı aybaşı hali<br />
Tıp dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybaşı kanamasının başladığı ilk gün görülür. Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir. Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki kadınlarda rastlanır. ağrı, göbek altında veya bacakların üst kısmında kasılmalar şeklinde başlar. Kusma görülebilir. Yüz, sararır ve terleme artar.<br />
ayak ağrıları<br />
<span id="more-60"></span><br />
Çoğunlukla yorgunluk, bağ yerlerinin burkulması, fazla kilo almak veya bazı hastalıklardan kaynaklanabilir. Önemli bir hastalıktan kaynaklanmayan ağrılarda yapılacak masaj ve dinlenme çok faydalı olur.<br />
baş ağrıları<br />
Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir. Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları. Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları. Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları. Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları. Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları. Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları. Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları. Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları. Saralılarda görülen baş ağrıları. Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları. Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları. Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları. Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları. Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları. Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır.<br />
bel ağrısı<br />
Esaslı bir hastalıktan kaynaklanmayan bel ağrıları, çoğunlukla yorgunluk sonrası görülür. Dinlenmekle geçer. Uzun süren bel ağrılarında mutlaka doktora görünmek gerekir.<br />
boğaz ağrısı<br />
Havasızlıktan, toz, sigara içmek, burun tıkanıklığı, dişeti iltihabı gibi nedenlerden kaynaklanır.<br />
böbrek ağrısı<br />
Böbrek ağrısının nedenleri çeşitlidir. Bunlar arasında: böbrek taşı, böbreklerden idrar akışının tıkanıklık nedeniyle düzensizliği, böbrek uru, böbreklerden çıkan zehirli atıkları mesaneye taşıyan borularda taş, ur veya kan pıhtısı, böbrek apsesi olabilir. ağrılar sırasında terleme ve kusma da görülebilir.<br />
çağrışım (fikir iştirakı)<br />
Bir düşüncenin, fikrin, anının kendiliğinden otomatik olarak başka düşünceleri bilinç alanına getirmesidir.<br />
çağrışımların gevşemesi<br />
Fikirlerin tümüyle ilişkisiz biçimde bir konudan diğerine atladığı düşünce akışı; ağır ise konuşma dikişsiz (enkoheran) olabilir.<br />
diş ağrısı<br />
Diş ağrısı; dişin çürümesi, minesinin aşınması, dişetlerinin iltihaplanması veya bunlara benzer nedenlerden kaynaklanır.<br />
göz ağrısı<br />
Göz ağrısının nedenleri çeşitlidir. Az ışıkta çalışmak sonucu gözlerin yorulması, gözdeki herhangi bir kısmın iltihaplanmış olması, göze yabancı bir cisim kaçmış olması, sinüzit, yarım başağrısı, grip, nezle ve ateşli hastalıklar göz ağrısına neden olabilir. Önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir.<br />
kalp ağrısı<br />
Kalp üzerinde hissedilen ağrıya tıp dilinde prekardiyal ağrı denir. Kalp ağrısı nefes darlığı ve şok ile görülürse; enfarktüs krizinden şüphe edilir. Bu gibi durumlarda hastayı fazla hareket ettirmemek, istirahat etmesini sağlamak ve doktora başvurmak gerekir. Kalbin ön kısmında devamlı olarak ağrı varsa; nedeni psikolojik olabilir.<br />
karın ağrısı<br />
Karın boşluğunda bulunan mide, bağırsaklar, karaciğer, safra kesesi, pankreas, dalak, böbrekler, idrar torbası ve kadınlarda yumurtalık veya rahimde görülen herhangi bir rahatsızlık, karnın çeşitli yerlerinde ağrılara yol açar. Bu nedenle karın ağrılarının nedenleri pek çoktur. Karın ağrıları, hastalığın yerine ve özelliğine göre ya aniden ya da yavaş yavaş başlar. ağrı ile birlikte bulantı, kusma, ishal, ve ateş de görülebilir. Kısa sürede geçmeyen karın ağrılarında, mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Doktora danışmadan ilaç, müshil almak çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.<br />
klang çağrışım (anlamsız çağrışım)<br />
Anlam bakımından bağlantısı olmayan ancak ses uyumu olan sözcüklerin birbirini izlemesi.<br />
kulak ağrısı<br />
Kulak ağrısı başka bir hastalığın belirtisidir. Kulak borusu zarı iltihabı, kulak nezlesi, ortakulak iltihabı, kulak yolundaki çıban, boyun bezeleri, yüz nevraljisi, bademcik iltihabı veya çene mafsalındaki hastalık, kulak ağrısına neden olabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir.<br />
kulunç ağrısı<br />
Şiddetli ağrılara ve özellikle kalınbağırsak kaslarının kasılması sonucu meydana gelen ve omuz başlarında hissedilen ağrılara, halk arasında kulunç denir. Bu çeşit ağrıların bazıları sabit, bazıları da gezici ağrı şeklindedir. Kalınbağırsağın kasılmasından kaynaklanan bu çeşit ağrılara, tıp dilinde kolik denir.<br />
sinirsel ağrılar<br />
Bu çeşit ağrılar, genelikle küt ağrı şeklindedir. Vücudun her yerinde hissedilebilir. Ama, çoğunlukla kalp çevresindeki ağrılardan şikayet edilir. Bazı kimseler de başlarını tıpkı bir çember gibi sıkan baş ağrılarından şikayet ederler. İşte bu çeşit ağrılar, bedeni bir arızadan kaynaklanmıyorsa, sinirsel ağrılardır.<br />
uyaklı ( klang ) çağrışım<br />
Ses olarak benzeyen , ancak anlamları benzemeyen sözcüklerin çağrışımı.<br />
adamotu<br />
Zehirli bir bitkidir. ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı etkileri vardır. Rast gele kullanıldığında zararlı olur. <br />
ağız yaraları<br />
Ağız yaraları, &#8220;basit&#8221; ve &#8220;derin&#8221; veya &#8220;sert kenarlı&#8221; yaralar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Çoğunlukla, üşütme veya hazımsızlıktan kaynaklanır. Yaraların etrafı, kırmızı bir çizgi ile çevrilidir. Başlangıçta, içi su dolu kabarcıklar halindedirler. Sonradan patlayarak etrafa yayılır ve sancılı ağrılara neden olurlar. Çocuklarda; kızamık ve çiçek hastalıkları sırasında da aynı yaralar meydana gelebilir.<br />
analjezik<br />
ağrı kesici.<br />
anestezi<br />
Ameliyat sırasında hastanın ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya değişik ilaçlar verilir. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddeler<br />
apandisit<br />
Körbağırsağın iltahaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Müzmin apandisitte; kat’iyetle ilaç verilmez. Ameliyat gerekir. Had apandisit; karnın ortasından başlayıp, sağ alt kısma yerleşen bir ağrı ile kendini gösterir. Hazımsızlık ve gazdan şikayet edilir. Kusma görülebilir bazen de miğde bulantısı olur.<br />
artralji<br />
Eklem ağrısı<br />
astım<br />
Hasta, kriz geldiği zaman soluk almakta zorluk çektiğini zanneder, gerçekte nefes vermekte zorluk vardır. Bunun nedeni de, akciğerlerdeki küçük hava borularının daralmasıdır. Buralardan geçen hava, ıslığa benzeyen bir ses çıkarır, ki buna hırıltı denir. Astım, bir kaç grup nedenden kaynaklanır. Bunların başında da bünye gelir. Yani, bazı kimselerde baş ağrısı ne kadar tabi bir şeyse, diğerlerinde de astım o kadar doğaldır. Bazı kimseler, toz, kıl, yumurta, süt, aspirin, çiçek tozu ve benzeri şeylere karşı hassastırlar. Bu hassasiyet, astım krizleri şeklinde kendini gösterir. Tedavi için, hastayı etkileyecek bu unsurların ortadan kaldırılması yapılacak ilk iştir. Aşırı heyecan veya korku da astım krizine yol açabilir. Bu gibi durumlarda hastayı sakinleştirmek yapılacak ilk iştir. Bazı kimselerde de, Had Bronşit sonucu astım krizi görülebilir. Kalp yetmezliği de astım krizine neden olabilir.<br />
astigmatlık<br />
Göz yuvarlağı çaplarının düzensiz olması sonucu ortaya çıkan bir çeşit göz bozukluğudur. Hasta; noktaları bir çizgi halinde görür. Çoğunlukla doğuştandır. Miyopluk veya hipermetroplukla beraber de görülebilir. Bazı astigmatlar, baş ağrılarından da şikayet ederler. Tedavi için doktorun vereceği gözlüğü kullanmak gerekir.<br />
ateş<br />
Vücut sıcaklığının yükselmesine ateş denir. Vücut sıcaklığı bedenin her yerinde aynı değildir. Örneğin; termometre ağıza konulduğunda görülen ısı, koltuk altına konulduğunda gösterdiği ısıdan 0,5 derece daha düşüktür. Diğer taraftan, vücut ısısı gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahın erken saatlerinde ısı düşük, akşam saatlerinde yüksektir. Vücut ısısı 36,2 &#8211; 37,5 arasında ise normaldir. Ateşle birlikte; üşütme, titreme, baş ağrısı, bunalma, huzursuzluk, vücut kırgınlığı, iştahsızlık, kabızlık, sayıklama, havale veya koyu renkli idrar çıkarmada görülebilir. Ateşin nedeni, genellikle soğuk algınlığı, grip, bademcik iltihabı, boğaz ağrısı, bronşit, sinüzit, kulak iltihabı, bağırsak iltihabı veya böbrek hastalıklarından biri olabilir. Bu nedenle tedaviden önce nedeni tespit etmek gerekir.<br />
ayak burkulması<br />
Yürürken, koşarken veya atlarken ayak kaslarının beklenmedik bir durumla karşılaşması sonucu görülür. Burkulmadan hemen sonra ağrı, şişme ve morarma olabilir.<br />
ayak çıbanı<br />
Ayak derisindeki ter bezleri ve kıl keselerinin mikroplanması sonucu ortaya çıkar. Çıban yerinde, ilk önce sert ve kırmızı bir kabartı belirir. ağrı vardır. Sonra iltihaplanır. Çıbanı sıkmamak gerekir.<br />
backache<br />
sırt ve bel bölgesinde hissedilen ağrı.<br />
bademcik iltihabı<br />
Bademciklerin iltihaplanmasına tıp dilinde tonsilit denir. Bademcikler şiş, kırmızı ve yeşilimtrak beyaz renkte cerahatlı görünümdedir. Yutkunma sırasında ağrı yapar. Hastada kırıklık, baş ağrısı ve vücut ağrıları vardır. Hastalık birdenbire üşütme ve ateş ile başlar. Gereği gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabı, böbrek iltihabı, romatizma ve kalp hastalıklarına neden olabilir.<br />
basınçlı konuşma<br />
Düşüncelerden gelen aşırı baskı sonucunda durdurulamayan çağrışımlardan oluşan yüksek sesli konuşma<br />
başdönmeleri<br />
Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır: Kulak ağrısı. Araç tutmaları. Ani hava değişimi. Bazı göz hastalıkları. İlaç zehirlenmeleri. Düşük veya yüksek tansiyon. Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları. Kansızlık ve kan hastalıkları. Mikrobik hastalıklar. Beyin hastalıkları. Sara ve bazı ruh hastalıkları. Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir.<br />
belsoğukluğu<br />
Tıp dilinde gonore denilen bir çeşit zührevi hastalıktır. Cinsi münasebetle bulaşır. İdrar yollarında acıma, yanma, şişlik ve akıntı ile belirir. Akıntı cerahatlıdır. Bu cerehat ellere bulaşacak ve eller de gözlere sürülecek olursa, körlüğe neden olabilir. Kadınlarda da, beyazımtırak cerahatlı akıntı, sık sık idrara gitme, idrar yaparken ağrı ve yanma ile kendini gösterir. Üreme organlarında akıntı görüldüğünde, mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde kendisinde bel soğukluğu görülen, bu hastalığı cinsel ilişkide bulunduğu herkese bulaştırır.<br />
böbrek iltihabı<br />
Böbreklerin iç kısımlarının iltihaplanmasıdır. Tıp dilinde piyelonefrit adı verilir. İki çeşiti vardır: Akut Böbrek İltihabı : Ani olarak ortaya çıkan, titreme, kaburga altlarında ve yanlarında başlayıp, kasıklara kadar yayılan bir ağrı ile kendini gösterir. Sık sık idrara gitmek ihtiyacı duyulur. İdrar çıkarken de yanma ve ağrı hissedilir. İlk önlem olarak belin iki yanına sıcak su torbası konur. Bol su, limonata ve açık çay içilir. Kronik Böbrek İltihabı : Akut böbrek iltihabının gereği gibi tedavi edilmemiş olması, kronik böbrek iltihabının başlıca nedenidir. Hastada iştahsızlık, ateş, halsizlik, baş ağrısı, ağrılı idrar etme ve bel ağrıları görülür. Yapılacak ilk iş, bol bol meyva suları içmek ve aşağıdaki reçetelerden birini uygulamaktır. Ayrıca tuz ve hayvani gıdalar azaltılmalıdır.<br />
böbrek taşı<br />
İdrarda bulunan oksalat billurlarının meydana getirdiği böbrek taşları, kum tanesi kadar olabildiği gibi pinpon topu büyüklüğünde de olabilir. Ufak taşlar böbrekten kolaylıkla çıkabilr. Büyükler ise böbreklerden mesaneye giderken şiddetli ağrılara neden olur Göğsün yukarı ve ön kısmında, kaburgaların altında, ani ve kıvrandırıcı ağrı hissedilir. Terleme ve kusma da görülebilir. İdrarın rengi bulanık ve bazen kanlıdır.<br />
brakiyalji<br />
Kol ağrısı.<br />
bronşit<br />
Akciğerlere giden havayollarının iç yüzündeki zarın iltihaplanmasıdır. Akut ve kronik olarak iki gruba ayrılır. Akut Bronşit : Genellikle grip, kızamık, boğmaca veya tifo gibi hastalıklar sırasında görülür. Sisli ve soğuk havalarda çok rahatsız olurlar. Hastalığın başlangıcında kuru ve ağrılı öksürük, az yapışkan balgam, sonraları sümüksü cerahatli balgam ile hafif ateş ve halsizlik görülür. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Kronik Bronşit : Bu çeşit bronşitte; havayollarını yağlayan bezler büyümüş, iç yüzlerinde bulunan tüyler görevini yapamaz olmuştur. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Her iki bronşitte de yapılacak ilk iş sigarayı bırakıp istirahat etmektir.<br />
burkulmalar<br />
El ve ayak bilekleri herhangi bir kaza sonucu burkulabilir. Bu gibi durumlarda, bilekte ağrı ve şişme görülür. Yapılacak ilk iş, burkulan yeri rahat bir duruma sokmaktır.<br />
çekem<br />
Fructus Visci albi Kabız, idrar artırıcı, kusturucu, kuvvet verici ve tansiyon düşürücü etkileri vardır. Romatizma ağrılarında kullanılır.  <br />
çocuk felci<br />
Omuriliğin ön kordonlarının iltihaplanması sonucu felçle neticelenen bir hastalıktır. Tıp dilinde poliomelitis denir. Bilhassa yaz ve sonbahar aylarında görülür. Nedeni bir çeşit virüstür. Lağım sularının yiyeceklere bulaşması, sineklerin taşıdığı mikroplar, hastalığa yakalanmış kişinin ağız ve burnundan çıkan damlacıklarla bulaşır. Çocuk felcine küçükler yakalanabileceği gibi büyükler de yakalanabilir. Hastalık mikrop kapıldıktan 7-21 gün içinde ortaya çıkar. Hastada ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı, kusma, yorgunluk, boyunda kasılma, ve sırt ağrıları vardır. Hastalığın ilk günlerinde gerekli tedaviye başlanmazsa, özellikle kol ve bacaklarda felç görülür. Hastalığın başlangıcında hastayı diğer kimselerden ayırmak ve yatırmak gerekir. Çocuk felcinden korunmak için Salk aşısı veya Sabin aşısı yaptırmak gerekir. Bu aşının ilki çocuk 6 aylık olmadan önce, ikincisi ilk aşıdan 2 ay sonra, üçüncüsü, ikinci aşıdan 6 ay sonra yapılır. 5 ve 15 yaşlarında da tekrarlanır. Tedavi için mutlaka doktora başvurmak gerekir.<br />
Ağrı için Şifalı Bitkiler<br />
Şifalı Bitkiler &gt; Bitkiler, Bitki Çayları, Meyveler, Sebzeler, Baharatlar<br />
aspir<br />
Flos Carthami Romatizma ağrılarına karşı etkilidir. Dahilen terletici, kurt düşürücü ve adet getiricidir.  <br />
badem<br />
Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Böbrek, mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. <br />
bakla<br />
İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. <br />
baldıran ( ağuotu)<br />
Nemli yerlerde yetişen, 1-2 metre boyunda zehirli bir bitkidir.Ev ilaçlarında kullanılmaz.Tıpta, özellikle dişçilik alanında kullanılır.ağrı kesici, spazm giderici ve siyatik, tetanoz ile epilepsi hastalıklarinin tedavisinde kullanılır. <br />
banotu<br />
Yumuşak tüylü, otsu bir bitki. Gavur haşhaşı adıyla da bilinmektedir.Meyve çok tohumlu ve bir kapakla açılıp tohumlarını saçan bir kapsüldür.Altı türü vardır. (Siyah Banotu) ile (Mısır Banotu) tedavi sahasında kullanılır. Mısır Banotu Malatya civarında bulunmaktadır. Bilhassa alkaloit endüstrisi için önemlidir. Siyah Banotu hemen hemen bütün Anadolu ve Trakya’da bulunur. Meyvaları çanak yapraklar tarafından sarılan, kapak ile açılan bir kapsüldür. Bu kapsül içinde gri esmer renkli, üzerinde küçük çukurcuklar bulunan çok miktarda tohum bulunur.Bitkinin kullanılan kısmı; yaprakları, kökü ve tohumlarıdır. Yapraklar, bitki çiçekli iken toplanır ve kurutulur. Tohumlar tamamen olgunlaştıktan sonra alınır, güneşte ya da 40-50 derecelik fırınlarda kurutulur. Kuvvetli bir uyuşturucu ve ağrı kesicidir. Bazi müshillerin tesir edebilmesini kolaylaştırır. Bilmeden kullanıldığında zehirlenmelere sebeb olan bir bitkidir. <br />
biberiye yağı<br />
Oleum Rosmarini Haricen romatizma ağrılarını dindirici olarak kullanılır.  <br />
çamtere-bentin yağı<br />
Oleum Terebinthinae Neft yağı olarak da tanınır. Hari- cen romatizma ağrılarını giderici ve saçları besleyici olarak kullanılır <br />
çilek<br />
Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizliyor. Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir. Böbrek, idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebirdir. Ayrıca diş etlerini güçlendiriyor, dişlerdeki tartarı önlüyor, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor. Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi, yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içeriyor. Çilek C vitamini ihtiyacını karşılar. Ayrıca bol miktarda potasyum içerir ve lifli besinler arasında önemli bir yer tutar. Diyabetli hastalar, çileğe şeker ilave etmemek şaartıyla bu meyveyi bol bol yiyebilirler. <br />
çörekotu<br />
İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Koklanacak olursa baş ağrısını keser. <br />
dağçayı<br />
Sideritis Uyarıcı, gaz söktürücü, iştah açıcı ve mide ağrılarını kesici özelliklere sahiptirler.  <br />
defne<br />
Terletir, ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. İdrar ve adet söktürür. İştah açar. Sinir ağrılarını dindirir <br />
defne yağı<br />
Lauri expressum Romatizma ağrılarını dindirici ve vücut parazitlerini öldürücüdür. Ayrıca, saç dökülmesini de önler. <br />
günlük<br />
Gummi Olibanum Dahilen kuvvet verici, yatıştırıcı, kabız, idrar artırıcı, adet söktürücü, adet getirici ve romatizma ağrılarını dindiricidir.  <br />
güzelavratotu<br />
ağrı kesici ilaç yapımında kullanılır. Ayrıca, mide, barsak, astım, kalp, sinir ve beyin hastalıklarının tedavisi için yapılan ilaçlarda da kullanılmaktadır.  <br />
hardal tohumu<br />
Sinapis nigrae Haricen lapası, yakısı ve banyosu yapılir. Kanı cilde toplamak ve ağrı kesmek için kullanılır.  <br />
haşhaş<br />
Bitkinin kullanılan kısımları ham meyvelerinin çizilmesi ile elde edilen afyon, kurutulmuş ham meyveler, yapraklar, tohumları ve tohumlarından elde edilen yağıdır.Bilhassa hâricen kullanılan bâzı merhemlerin bileşimine girer ve ağrı dindiricidir.Bileşiminde toplanma zamanına göre değişen afyon alkaloitleri vardır. Harici ağrı dindirici olarak, özellikle diş hekimliğinde kullanılır. Tohumlarının yağı ise, tohumları soğukta tazyik edilmesi sûretiyle elde edilen yağdır. Soğukta elde edilen yağın bileşiminde asitler az, sıcakta elde edilen yağın ise asitleri fazladır. Soğukta elde edilen yağ, bâzı merhemlerin bileşimine girer. Sıcakta elde edilen yağ, yemek yağı ve sanayide sabun yapımında kullanılır. İçerdiği zehirli maddeli dolayısıyla, hekim kontrolü ve tavsiyesi olmadan kesinlikle kullanılmamalıdır. <br />
hayıt<br />
İdrar söktürür. Sancıları keser. Aybaşı kanamalarını düzenler. Anne sütünü artırır. Hazımsızlığı giderir. Karın ağrısı ve ishali keser. Ayak şişlerini indirir. Akrep ve arı sokmalarında kullanılır.  <br />
hindistancevizi<br />
İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını giderir. <br />
hodan<br />
Bitkinin çiçekleri ve yaprakları kullanılır. Fazla miktarda müsilaj, reçine, mâdenî tuzlar taşır. Yapraklar ve çiçekler ter verici, idrar ve balgam söktürücüdür. Boğaz ağrılarına ve öksürüğe karsı kullanılır.  <br />
kantaron<br />
Çayı kuvvet verici, iştah açıcı, ateş düşürücü ve hazmı kolaylaştırıcı olarak verilir. Ayrıca astım ve mide ağrılarında da faydalı olduğu bilinir. <br />
karabaş otu<br />
ağrıları dindirir. Kalbe kuvvet verir. Balgam söker. Uyuşukluk giderir, zindelik verir.  <br />
karanfil<br />
Mikropları öldürür. ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar. <br />
karanfil yağı<br />
Oleum Caryophylli Dişhekimliğinde antiseptik ve ağrı kesici olarak, dahilen ise gaz söktürücü olarak kullanılır. <br />
kekik yağı<br />
Oleum Thymi Dahilen safra artırıcı, kurt düşürücü ve ağrı dindirici, haricen ise antiseptik olarak kullanılır.  <br />
kiraz<br />
Aspirin yerine kiraz Kiraz yemek ağrıların dindirilmesinde aspirinden çok daha etkili oluyor. Michigan eyaletinde yaşayanlar, bu yörede çok yetiştiğinden, bol bol kiraz yiyorlar. Kimileri bu meyvenin gut ve mafsal iltihabından kaynaklanan ağrılara birebir olduğunu ileri sürüyor. Michigan Eyalet Üniversitesi&#8217;nden Muraleedharan Nair kirazda bulunan ve &#8221;antosiyanin&#8221; olarak bilinen kırmızı renkteki kimyasalların bu etkiyi yaratabileceğine dikkat çekiyor. Nair ve ekibi genelde uygulanana deneylerden yararlanarak söz konusu belişimlerin aspirin ve ibuprofen gibi ağrı kesicilerde bulunan enzimleri içerip içermediğini araştırdı. Ardından kimyasalların serbest radikallerin zararlı etkilerini yok edici özelliklerini inceleyerek bunları vitaminlerle karşılaştırdı. Sonuçta, 20 kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu görüldü. Kirazda bulunan antosiyanin maddesinin E ve Ca vitaminlerine benzer antioksidan etkiler yarattığına da tanık olundu. Nair&#8217;e göre, günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla özdeş etki yaratıyor. Nair kirazdaki antosiyaninin tablete dönüştürülmesine çalışıyor. <br />
kuşburnu<br />
Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur. Vücuda dirilik sağlar. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı, etkin bir kan temizleyicisidir. Güçlü bir kurt düşürücü ve bağırsak yumuşatıcısıdır. Mide kramplarına ve sindirim sistemi zorluklarına karşı faydalıdır. Romatizma ağrılarını gideriyor. Basur tedavisinde iyi sonuç veriyor. <br />
melissa<br />
Yapraklar yatıştırıcı, mîdevî, gaz söktürücü, terletici ve antiseptik etkilere sâhiptir. Huzursuzluk ve sıkıntıları giderir. Hafıza zayıflığına faydalıdır. Baş dönmesi ve kulak çınlaması gibi şikayetleri keser. Hazımsızlık, baş ağrısı ve migrende de faydalıdır. Daha çok çay hâlinde kullanılır.  <br />
mine çiçeği (güvercin otu)<br />
Tıbbî olarak, kabız edici, teskin edici etkisi vardır. Baş ve mafsal ağrılarını dindirir. Yorgunluğu ve uykusuzluğu giderir. <br />
nane<br />
Yapraklari çay hâlinde yatıştırıcı, mîdevî, gaz söktürücü, bulantıyı giderici olarak kullanılır. Bunun yanında çeşitli ilâçların terkibinde kullanıldığı gibi, yaprakları çiğ veya kurutulmuş olarak yemeklere konur. Nâne esansı, çok miktarda zehir etkili olmasına karşılık az miktarı mîde ağrılarına ve bulantılara karşı kullanılabilir. Nâne uçucu yağı da oldukça fazla kullanılan bir yağdır.  <br />
papatya<br />
Çiçek durumu başları, çiçek açmadan önce toplanarak gölgede kurutulur.Çay hâlinde sabahları aç karnına bir bardak içilebilir. İdrar çoğaltıcı, iştah açıcı, yatıştırıcı ve gaz söktürücü etkilere sâhiptir. Basur memelerinde ağrı kesici, tedâvi edici etkiye sâhiptir. Boyar madde olarak da kullanılır.  <br />
patlıcan<br />
Kansızlığı giderir. Karaciger ve pankreasın düzenli çalışmasını sağlar. Kilo vermeye yardımcı olur. Böbrek yanmaları ve ağrılarını keser. Sinirleri yatıştırır. Kalp çarpıntılarını giderir. Cilt hastalıkları, şeker, mide, barsak ve karaciğer hastalıkları aşırı derecede olanlar yememelidir.  <br />
üzerklik<br />
Bağırsak kurdundan prostata, hemoroitten karın ağrısına pek çok hastalığa iyi gelmektedir. <br />
zeytin<br />
Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Yaprak ve kabukları yüksek tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.  <br />
Aranan kelimeler: Ağrı, Ağrı Hastalığı, Ağrı Tedavisi, Ağrı Hastalıkları, Ağrı için Şifalı Bitkiler ve Nöroloji&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sifamerkezi.com/agrili-aybasi-hali-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karnınızmı Ağrıyor?</title>
		<link>http://www.sifamerkezi.com/karninizmi-agriyor.html</link>
		<comments>http://www.sifamerkezi.com/karninizmi-agriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 21:46:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağrılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sifamerkezi.com/?p=56</guid>
		<description><![CDATA[Karnınızmı Ağrıyor ?  Nedenleri Karın bölgesindeki her türhastalık temelde ağrıya yol açar; duyarlı midedenyumurtalık iltihabına veya apandisitten akut bağırsaktıkanmasına kadar. Ama başlıca neden, oburluk yüzündenmidenin tıka basa doldurulması ve yağlı veya bozulmuşyemeklerin yenmesidir. Biyolojik gerçekler Tatlı için midede her zaman yer vardırderler bazıları. Sonradan mide ağrısına yol açsa bile,bu sözlerde bir gerçek payı olduğunu kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-thumbnail wp-image-57 alignleft" title="karinagrisi" src="http://www.sifamerkezi.com/wp-content/uploads/2009/12/karinagrisi-150x150.jpg" alt="karinagrisi" width="150" height="150" />Karnınızmı Ağrıyor ?  Nedenleri<br />
Karın bölgesindeki her türhastalık temelde ağrıya yol açar; duyarlı midedenyumurtalık iltihabına veya apandisitten akut bağırsaktıkanmasına kadar. Ama başlıca neden, oburluk yüzündenmidenin tıka basa doldurulması ve yağlı veya bozulmuşyemeklerin yenmesidir.<br />
Biyolojik gerçekler<br />
Tatlı için midede her zaman yer vardırderler bazıları. Sonradan mide ağrısına yol açsa bile,bu sözlerde bir gerçek payı olduğunu kabul etmek gerekir.<br />
Acaba bu nasıl mümkün olabiliyor?İştahımız, yalnızca midemizin doluluğuyladeğil,  örneğin kan şekerinin düzeyi, çenekaslarımızın yorgunluğu ve bedenısımızın  durumuyla da yakından ilgilidir.İşte bu yüzden, midemiz tıka basa dolu olsa da açlıkhissedebiliriz.<br />
<span id="more-56"></span><br />
Psikolojik gerçekler<br />
Bazı kişilerin mideleriniinanılmaz ölçülerde tatlı ve yağlı yiyeceklerle nasılolup da doldurabildiklerini insan kendine sormadan edemiyor bazen.Psikanalistlerin varsayımlarına göre, bu tıkınmakrizlerinde kişiler, baskı altında tutulan cinsel ihtiyaçlar veyitirilen umutlar için bir yedek hoşnutluk duygusuna ulaşabiliyorlar.Başka bir deyişle: Tatlı sevgiye duyulan açlık, tatlıyiyeceklere yöneltiliyor ve içsel psikolojik boşluk, yağlı veağır yiyeceklerle doldurularak, hiç değilse bedensel doygunlukduygusu sayesinde kendilerine “tam bir hoşnutluk” hali yaratabiliyorlar.<br />
Geneldebaşarısızlığa uğramış kişiler duygularınıdüşüncelerini içlerine atmaya yatkındırlar. Bu durum da sonunda,mide-bağırsak ülserlerine yol açabiliyor.<br />
Önemli!<br />
Eğer ağrı aniden veşiddetle başlar ve kusma, aşırı şişkinlik,ateşlenme ve hızlanan nabız da bu tabloya eklenirse, hemen birambulansla hastaneye ulaşılmalıdır! Ayrıca,yaptığınız tedavilere karşın karınağrınız iki haftayı aşkın bir süredir devamediyorsa, bir uzman hekime başvurmanın zamanı gelmişdemektir!<br />
Dikkat, yumurtalık iltihabı!<br />
Yumurtalık iltihabı da kendinimide bulantısı ve karın ağrısıyla belli eder.Yumurtalık iltihabının tipik bir göstergesi de,ağrının yürürken artması ve karın kaslarınınkoruma amaçlı kasılmasıdır. Ayrıca ateş hafifçeyükselir. Bu belirtiler görüldüğünde bir uzman hekimebaşvurulmalıdır.<br />
A vitaminine dikkat edin!<br />
A vitamini içeren preparatlara dikkatleyaklaşın! Çünkü bu tür preparatlar zehirlenmelere yol açabilir. Uzunsüreli A vitamini preparatları kullanımı mutlaka bir hekimingözlemini gerektirir. En doğru yaklaşım, A vitamininidoğadan elde etmektir.<br />
Kendinize yardımcıolabilirsiniz<br />
Balıkyağı kürü<br />
Karotin ve A vitamini, bağırsak vemide mukozasının kendini yenileyebilmesi için gerekli çok önemlimaddelerdir. Bunların yanı sıra 3 haftalık birbalıkyağı kürü uygulamak da yararlı olabilir. Ispanak,kabak, yeşil lahana ve tabii ki havuç bol miktarda karotin ve A vitaminiiçerir.<br />
Şifalı bitkiler<br />
Mayıs papatyası, melisa ve nane,saldırıya uğramış olan mide mukozasını hemenyatıştırabilir.<br />
-Mayıs Papatyası: İltihap önleyici özelliğinin yanı sıra, içerdiğietken madde bisabolol sayesinde mukozayı korur vesağlamlaştırır.<br />
-Nane: Midemukozasının bulantıya yol açanduyarlılığını azaltır ve çok etkili bir mikropkırıcıdır.<br />
-Melisa: Önceliklemide duvarlarını yatıştırıcı ve kramp çözücüetkisiyle ünlüdür.<br />
Çay reçetesi:İnce kıyılmış bitkileri eşit orandaharmanlayarak, cam bir kavanozda saklayabilirsiniz.<br />
1 tatlı kaşığıdolusu bitkiyi, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecedesıcak suyla haşlayın ve 8-10 dakika demlendikten sonra süzün.Gün boyunca 2-3 bardak taze demlenmiş çay aç karnına yudumlanarakiçilir. Akut karın ağrısı geçtikten sonra da 2haftalık bir çay kürü uygulamanız çok yararlı olacaktır.<br />
Frenk kimyonu, rezene ve anasonçayı!<br />
Bu karışımsağlıklı bir sindirim sistemi için önemli yardımlarsağlayabilir; öncelikle de şişkinliklere karşı çoketkili bir ilaçtır. Özellikle kimyon, bağırsak işlevleriniuyarır ve baharat olarak da tencere yemeklerine katılarak,yemeğin lezzetli ve kolayca sindirilebilir olmasını sağlar.<br />
Çay reçetesi: Tohumlareşit oranda harmanlanarak cam bir kavanozda saklanır.<br />
1 tatlı kaşığıtohum harmanı, havanda hafifçe ezildikten sonra, orta boy bir subardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmişçay, soğutulmadan yudumlanır.<br />
Eğir kökü çayı!<br />
İ.Ö 7. yüzyılda İran,Hindistan ve Çin gibi ülkelerde mide ilacı olarakkullanılıyordu. Bu etkiye gerçekten de sahip olduğu,çağımızın teknolojisiyle dekanıtlanmıştır. Bitki, içerdiği müsilaj sayesindemukoza koruyucu, eterli uçucu yağ sayesinde sindirimi uyarıcı vesafra salgılarını arttırıcı olarak üç önemliözelliğe sahiptir. Mide ve bağırsakların güçlendirilmesindefevkalade başarılıdır. Eğir kökü çayı, her türsindirim sorununa  ve hatta mide ülserine karşı bilekullanılabilir. Şişkinlikten kaynaklanan kolikağrılarına karşı kullanılabilecek en değerlibitkilerden biridir.<br />
Çay reçetesi: Dışkabuğu soyularak ince kıyılmış 2 tatlıkaşığı dolusu kök, yarım litre suya akşamdanyatırılır, ertesi gün ısıtılarak süzülür. Günboyuna yayılarak, en iyisi yemeklerde yudumlanır.<br />
Dikkat: Eğirkökü çayı sürekli kullanıma uygun bitkilerden değildir ve ishalekarşı kullanılmamalıdır!<br />
Homeopatik ilaçlar<br />
Homeopatik ilaçlarınkullanımında, karın ağrısı gibi çokdeğişik nedenlerden kaynaklanabilecek birrahatsızlığın ikincil belirtilerinin dikkatle izlenmesigerekir.<br />
-Nux vomica – (Strychnos nux-vomica) Avustralyakökenli zehirli bir bitkiden elde edilir.<br />
Nux vomica D6 seyreltisi, kolayca sinirlenebilen, aşırı tutkuları olan, çokyiyebilen ve baharatlı yemekleri tercih eden, sıkça mideekşimesi, şişkinlik ve karın ağrısı çekenkişilere uygundur.<br />
Kullanım dozajı: Günde 3 kere 1-2 tablet dil üstünde eritilir.<br />
-Bryonia – (Bryonia cretica) Bir türAkasma bitkisinin zehirli kökünden elde edilir.<br />
Bryonia D6 seyreltisi,  soğuk içkilerle veya dondurmayla midesini üşütenlereuygundur.<br />
Kullanım dozajı: Akut ağrıları atlatana kadar, saatte 1 tablet dilüstünde eritilir.<br />
-Magnesium phosphoricum – Magnezyum-hidrojen-fosfattanelde edilir.<br />
Magnesium phosphoricum D6 seyreltisi, basınç ve sıcak uygulandığındayatışan mide kramplarına ve şişkinliklerekarşı kullanılabilir.<br />
Kullanım dozajı: Akut ağrılar atlatılana kadar, saatte 1 tablet dilüstünde eritilir.<br />
-İgnatia – (İgnatia amara) Filipinlerkökenli zehirli bir bitkinin tohumlarından elde edilir.<br />
İgnatia D6 seyreltisi, ruhsal çöküntülerin ve üzüntülerin mideye vurmasıyla oluşanağrılara karşı kullanılır.<br />
Kullanım dozajı: Günde 3 kere 1-2 tablet dil üstünde eritilir.<br />
-Staphisagria – (Delphinium staphisagria)Mevzek bitkisinin zehirli tohumlarından elde edilir.<br />
Staphisagria D6 seyreltisi, birikmiş kızgınlıklarını ve içselproblemlerini midesinde sindirmeye çalışırken karınağrısı çekenlere uygundur.<br />
Kullanım dozajı: Günde 3 kere 1-2 tablet dil üstünde eritilir.<br />
Önlem alarak sağlıklıkalabilirsiniz<br />
·       Alkol, sigara ve çikolatadan uzak durun! Günlükkahve tüketiminizi de azaltmaya çalışın. Hatta, kahve yerinemeyve çayları veya yeşil çay içmeniz çok yararlı olabilir.<br />
·       Yeme hızınızı yavaşlatın!Uzun uzun çiğneyin ve yemek sırasında konuşmayın. Üçbüyük öğün yerine 5-6 küçük öğünle beslenmeniz daha doğru olur.<br />
·       Kızgınlıklarınızıiçinize atmak yerine açığa çıkarın! Aksi halde midenizekramp girebilir, tansiyonunuz yükselebilir ve bazı hormonlarınsalınımı zararlı derecede yükselebilir; bu durum ise kronikmide ve kalp problemlerine yol açabilir. İçe kapanık olmayın;gerektiğinde sesinizi yükselterek öfkenizi dışa vurun!<br />
·       Mide dostu bir beslenme biçimine özen gösterin! Günboyunca en azından 2 litre sıvı için; yağlı yemekleridaha az,  lifli besinleri ise daha çok yemeye çalışın.<br />
Karın ağrısı başlı başına bir hastalık değil, bir belirtidir. Özellikle ani başlayan karın ağrılarında mutlaka hekime danışılması ve danışılmadan ağrı kesici ilaç alınmaması gerekir&#8230;<br />
Ağrı toplumda en çok görülen şikayetlerden biri olup, karın ağrıları da hemen herkesin yaşamı boyunca en az bir kez karşılaştığı bir durumdur. Karın ağrısının birçok nedeni var. Fazla gıda alımı, uygunsuz beslenme ve basit enfeksiyonlarda karın ağrısı sebeplerinin başında geliyor.</p>
<p>Acıbadem Hastanesi Kadıköy Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Korhan Taviloğlu, karın ağrısının önemli bir bulgu olabileceğini belirterek şöyle diyor:<br />
“Aniden yani, 6 saat içinde başlayan karın ağrısı ile karakterize karın hastalığı “akut karın” olarak anılmaktadır. Ağrıyı takiben 6 ile 12 saat içinde bulantı ve kusma olması genellikle mide-bağırsak sisteminde bir tıkanıklığın göstergesidir. Bağırsakta olan bir iltihabi bir olay ise kendisini iştahsızlık, bulantı ve kusma gibi belirtilerle gösterir. Ani başlayan karın ağrısı olan her hasta detaylı bir şekilde ele alınmalıdır. Bir haftayı aşan bir süredir karın ağrısı olan hastada ‘akut karın’ tablosu düşünülmez, ancak bu durum bir hekim tarafından araştırılmalıdır.”</p>
<p>BİRÇOK HASTALIK, KARIN AĞRISINA NEDEN OLABİLİR!<br />
Karnın değişik bölgelerindeki ağrıları, o bölgeye has organların hastalıklarının belirtisi olabiliyor. Mide ve bağırsak bozuklukları, böbrek taşları, kadın ve erkek üreme organlarının hastalıkları, şeker hastalığı, böbrek üstü bezi hastalıkları, kadınlarda adet sancıları, bazı kan hastalıkları, kurşun ve morfin gibi maddelerin zehirlenmeleri ve zona gibi hastalıklar nedeni ile karın ağrısı oluşabiliyor. Sadece karın boşluğundaki organlar değilakciğer iltihapları, kalp krizleri ve kaburga kırıkları karın ağrısı yaratabiliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Taviloğlu, karnın farklı bölümlerinde hissedilen ağrıların farklı sebeplerden kaynaklanabileceğinin altını çizerek şöyle diyor:<br />
“Karın sağ üst bölümünde olan ağrılardan: karaciğer, safra kesesi ve yollarının hastalıkları ve ülser sorunları sorumlu olabilir. Karın sol üst bölümünde olan ağrılarının sebebi dalak, pankreas, ve karın şah damarının (aorta) hastalıkları olabilir. Göbeğin üst bölümünde olan ağrılarda yemek borusu, mide ve on iki parmak barsağının, gastrit, ülser ve reflü gibi hastalıkları akla gelmelidir. Karın sol alt bölümünde olan ağrılarda: kalın bağırsak iltihapları, yumurtalık sorunları, karın şah damarının hastalıkları, idrar sorunları, dış gebelik sorunu ve apandisit problemi olabilir. Karın sağ alt bölümünde olan ağrılarda: apandisit, idrar sorunları, dış gebelik sorunu, yumurtalık sorunları, fıtık boğulması, safra kesesi ve yolları sorunları düşünülmelidir.”</p>
<p>HEKİME DANIŞMADAN AĞRI KESİCİ ALMAYIN!<br />
Karın ağrısı şikayetinin altında farklı sebepler olabileceği için bilinçsiz bir şekilde ilaç almamak gerekiyor. Ancak yemek sonrasında gelişen, hafif şiddetteki karın ağrılarında hafif buzlu su içilmesi, tost yenmesi, elma suyu içilmesi veya muz yenmesi öneriliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Taviloğlu, “Mide asidinin sorun yarattığı biliniyorsa, asit giderici ilaçlar alınabilir.” diyerek şöyle devam ediyor:<br />
“Karın ağrısının nedeni kesin olarak bilinmiyorsa ve daha önceden bir hekim tarafından tanısı konulmamışsa, ağrı kesici ilaç almamakta yarar vardır.”</p>
<p>NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMAK GEREKIR?<br />
Karın ağrısı sorunu olan kişilerin bazı hallerde kesinlikle doktora başvurması gerekiyor. Prof. Dr. Taviloğlu, bu durumları şöyle sıralıyor:<br />
- Şiddetli, tekrarlayıcı, artan ve devamlı karakterde ağrılar<br />
- Ağrı ile nefesin kesilmesi, baygınlık hissi, kanama, kusma ve yüksek ateş olması<br />
- Karın ağrısının göğse, boyuna ve omuza yayılması<br />
- Dışkıda kan görülmesi<br />
- Karında gerginlik ve şişme olması<br />
TANI VE TEDAVI<br />
Karın ağrısı sorunuyla doktora gelen kişilerin detaylı muayenesi yapıldıktan sonra bazı hastalıkların ayırımı için, kan testi, idrar testi, ultrasonografi, tomografi gibi görüntüleme testleri istenerek tanıya gidiliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Taviloğlu, “Bu araştırmalar sırasında hekimin deneyimi, görgü ve bilgisi büyük önem taşımaktadır.” diyerek tedavi konusunda şunları söylüyor:<br />
“Tedavi tamamen saptanan soruna göre düzenlenir. İdrar yolunda taş belirlenmesi halinde ön planda ilaçlarla tedavi planlanırken, apandisit sorunu halinde acil ameliyat önerilmektedir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sifamerkezi.com/karninizmi-agriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kulunç ağrısı</title>
		<link>http://www.sifamerkezi.com/kulunc-agrisi.html</link>
		<comments>http://www.sifamerkezi.com/kulunc-agrisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 21:36:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağrılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık Problemler]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Yardım Nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sifamerkezi.com/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[Kulunç ağrısı Kulunç ağrısı : Şiddetli ağrılara ve özellikle kalınbağırsak kaslarının kasılması sonucu meydana gelen ve omuz başlarında hissedilen ağrılara, halk arasında kulunç denir. Bu çeşit ağrıların bazıları sabit, bazıları da gezici ağrı şeklindedir. Kalınbağırsağın kasılmasından kaynaklanan bu çeşit ağrılara, tıp dilinde kolik denir. Kulunç (Fibrositis) Kol, bacak ve gövdede sebebi tam açıklanamayan ağrılı durum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-thumbnail wp-image-53 alignleft" title="kuluncc" src="http://www.sifamerkezi.com/wp-content/uploads/2009/12/kuluncc-150x150.jpg" alt="kuluncc" width="150" height="150" />Kulunç ağrısı<br />
Kulunç ağrısı : Şiddetli ağrılara ve özellikle kalınbağırsak kaslarının kasılması sonucu meydana gelen ve omuz başlarında hissedilen ağrılara, halk arasında kulunç denir. Bu çeşit ağrıların bazıları sabit, bazıları da gezici ağrı şeklindedir. Kalınbağırsağın kasılmasından kaynaklanan bu çeşit ağrılara, tıp dilinde kolik denir.<br />
<span id="more-52"></span></p>
<p>Kulunç (Fibrositis)<br />
Kol, bacak ve gövdede sebebi tam açıklanamayan ağrılı durum. Tıp dilindeki ismi fibrositis olan kulunç, oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Genellikle boyun ve sırt ağrısı olarak karşımıza çıkar. Fakat kasın bulunduğu her yerde bulunabilir.<br />
Romatizmal şikayetlerle gelen hastaların yüzde onbir kadarını kulunçlu hastalar oluşturur. Primer(birincil) fibrositiste, sadece ağrı vardır. Sekonder(ikincil) fibrositis ise, kronik enfeksiyonların ve bağ dokusu hastalıklarının seyri sırasında görülür. Sadece kulunç denince primer fibrositis anlaşılmaktadır.<br />
Kulunç ağrısı, tetik nokta denen bazı bölgelerde daha fazla duyulur. Tetik noktaya basmakla ağrı artar. Hareketsizlikle de ağrı artar. Hafif egzersizle ağrı azalır, ağır egzersizle artar.<br />
Kuluncun ağrı dıyında hiçbir tehlikesi ve zararı yoktur. Hastaların bu yönden rahat olması gerekir. Tedavide, lokal sıcak uygulaması, sinir ve kas gevşetici ilaçlar kullanılır. Kasları, hastanın bilinçli olarak gevşetmesini sağlayacak gevşeme egzersizleri, belki de tedavinin en önemli bölümünü oluşturur. Ense ve omuzları örtecek büyüklükte bir havlu sıcak suya batırılır ve yakmayacak sıcaklaktı iken omuza konur. Eller göbek üzerine konur. Vücut gevşek bırakılır. Kafa, önce mümkün olduğu kadar sağa, sola, öne, arkaya eğilir.On-onbeş defa yapıldıktan sonra bu defa başa daire çizdirilir ve bu esnada gözler açık olmalıdır. Daire hareketi her iki tarafa yapılmalıdır. Ayrıca bu seans esnasında sırt, boyun ve omuz kaslarına masaj yapılır.<br />
Sıcak havlu birkaç defa değiştirilene kadar bu egzersizler ve masajlar tekrar edilir. Akupunktur ile yapılan uygulamalar da faydalıdır.<br />
<strong><br />
<img class="alignleft size-thumbnail wp-image-264" title="kekik" src="http://www.sifamerkezi.com/wp-content/uploads/2009/12/kekik-150x150.jpg" alt="kekik" width="150" height="150" />Kulunç Ağrısına Bitkisel Tedavinde Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler:</strong>Kekik otu, Büyük teşbih ağacı, Pazı yaprağı, Yaban yarpuzu, Kekik, İncir, Hardal unu, Sarmısak, Bal<br />
<strong>Hazırlanış Şekli:</strong>* Kekik otu suda kaynatılarak süzülür. Elde edilen sıvı şurup kıvamına gelinceye kadar bal ile tatlandırılır. Ha­zırlanan bu şuruptan günde üç fincan içilir.<br />
* Pazı yaprakları kekik ile birlikte haşlanarak suyu sü­zülür. Elde edilen posaya hardal unu karıştırılarak mel­hem kıvamına gelinceye kadar bal ile yoğrulur. Hazırla­nan bu melhemden kulunçlu yere ovularak sürülür.* Büyük teşbih ağacı yemişleri dövülerek ezilir. Elde edilen posa yaban yarpuzu tohumu ile karıştırılarak yakı kıvamına gelinceye kadar yoğrulur. Hazırlanan yakı yat­madan önce kulunçlu yere konarak sarılır.<br />
* Tedavi süresince kulunç yerleri ezilmiş sarımsakla ovulurken, hastaya bol bol incir yedirilir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sifamerkezi.com/kulunc-agrisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
