|
SAÇ NİÇİN DÖKÜLÜR?
-----------------------------------------------------------
.
----------------------------------------------------------
SAÇ DÖKÜLMESİ
Saç bir çok neden bağlı olarak dökülür. Dökülmenin nedeni tespit edilmeden
doğru bir tedavi yaklaşımı sağlanamaz. Bu nedenle dökülmenin hangi nedenle
olduğunu öğrenmek için mutlaka bir doktora başvurunuz.
SAÇ NİÇİN DÖKÜLÜR?
Saç dökülmesi hem erkeklerde hem de kadınlarda görülebilir. Erkeklerde daha
sık olarak görülen saç dökülmesi, 25 yaşına kadar erkeklerin %25'ini, 40
yaşına kadar %40'ını, 50 yaşına kadar %50'sini etkiler.
Saç dökülmesinin tedavisine geçmeden önce, saç dökülmesinin tipi mutlaka bir
uzman hekim tarafından incelenmelidir. Zira bir çok hastalık, bir çok
hormonal, metobolik ve besinsel etkiler ile saç dökülmesi oluşabilir. Bunlar
ortadan kaldırılmadan %100 tedavi hiçbir zaman mümküm olmaz. Şimdi saç
dökülmesinin nedenlerine göz atalım.
Olağan saç dökülmesi
Ömrünü tamamlamış saç kendiliğinden veya dış etkilerle (tarama, şampuanla
yıkama, fırçalama, saça şekil verme çalışmaları) dökülür. Bunun yerine yeni
saç çıkar. Günde ortalama 100 adet saç dökülür. Yeni doğan bebekte ve
hamilelikte görülen saç dökülmeleri kısmen olağan saç dökülmesi sayılabilir.
Stres ve Saç Dökülmesi
Deri hastalıkları ile stres ve ruhsal olaylar arsındaki ilişki öteden beri
bilinir. Kişi psikolojik sıkıntılarını kişisel yada ailsel sorunlarını bir
dermatolojik problem halinde yansıtabilmektedir. Ayrıca kendiliğinden
oluşmuş bir deri problemi (saç dökülmesi) kişide vücut imajını zedeleyecek
bireysel, psikolojik bozukluklara ve hatta psikososyal olumsuzluklara yol
açabilmektedir. Kısaca anlatılmak istenirse, saç dökülmesi ve stres arasında
iki çeşit ilişki söz konusudur:
Birinci ilişki nörotik bir ruhsal yapının desteklediği görünürde organik bir
neden olmaksızın, stresin körüklediği saç dökülmeleri oluşabilir.
İkinci ilişki ise saç dökülmesi sonucu oluşan görünüme karşı kişinin
geliştirdiği psikolojik reaksiyonlardır.
Stres zemininde gelişen saç dökülmelerine ilişkin çeşitli önlemler çok eski
tarihe dayanır. Tıp literatürü ani, ciddi stres sonucu ortaya çıkan dramatik
saç kayıpları örnekleri ile doludur. Sevilen birinin ölümü, sevgiliden
ayrılık, iş kaybı,? gibi akut, ciddi stres halleri çarpıcı, hızlı, şiddetli
saç dökülmelerine yol açabilir ve bu duruma stresle tetiklenen telojen
effluvium denir.
Kronik, sinsi, yavaş gidişli saç dökülmelerinde, dış etkilerin yanında
psikonevrozlar ve kronik anksiyete de etkilidir. Burada saç köklerinin
anajen evreden telojen evreye prematür presipitasyonu yoluyla strese yanıt
oluştuğu düşünülmektedir.
Alopesi areata (Saç Kıran): Madeni para büyüklüğünde, yani 2-2,5 cm çapında
dairesel ? oluşan saç dökülmesidir. Her iki cinste oluşabilir. Çoğu vaka
kendiliğinden geçer. Bu hastalığın ortaya çıkışında psikososyal
streslerinetkili olduğu gösterilmiştir. Özellikle çocuk hastalarda yapılan
incelemeler saç dökülmesi öncesi dönemde çocukların negatif yaşam
olaylarıyla karşı karşıya kaldıkları tespit edilmiştir.
Psikolojik stres sonrası olan saç dökülmelerinin altında yatan esas olay
psiko-nöroendokrin sistem ile immun sistem arasındaki karmaşık etkileşmedir.
Yani immun sistem psikolojik olayların etkisiyle harekete geçer ve sonuçta
saç dökülmesi meydana gelir.
Stres ile saç dökülmesi arasındaki ikinci ilişki saç dökülmesinin yarattığı
psikolojik sorunlar (stres)dır.
Saçı dökülen insanlarda yapılan çeşitli psikolojik ölçümler benlik duygusu,
vücut imajı, öz saygı, kendine güven gibi duyguları etkilediği ortaya
çıkmıştır.
Saç dökülmesi yaşayan kadın ve erkeklerde yapılan çalışmalarda erkeklerde
saç kaybının artmasıyla depresyon, içe dönüklük, aşırı sinirlilik, özbenlik
duygusunda azalma gibi olumsuz sonuçlar çıkarken, kadınların da günlük
yaşamlarını negatif etkilediği ve sosyal problemler yaşadıkları görülmüştür.
Erkeklerin aktif olarak bu durumla başa çıkabildikleri ancak kadınlarda saça
cinsel kimlik, seksüalite, çekicilik gibi kültürel ve kişisel özel anlamlar
verildiğinden başa çıkmaları daha zor olmaktadır. Bu tip kişiler toplum
içersinde daha gergin, utangaç davranmakta, boyunlarını daha dik tutmakta
(boyun ağrısına yol açan), sık sık saçını yıkamak, kurutmak gibi yöntemlere
başvurmaktadırlar. Sonuç olarak stresli, gergin, psikolojik problemleri olan
bireyler olmaktadırlar. Tedavi konseptinde bu durum dikkate alınmalıdır.
Tedavide bilgilendirme, empatik dinleme ve davranışları iyileştirme gibi
psikosoyal destek gerekirse ilaç tedavisi uygulanabilir.
Kozmetik Uygulamaların Ortaya Çıkardığı Saç Problemleri
Uzun yıllardır temel amaç olarak saçı düzenli tutmak ve görünümünü
güzelleştirmek için değişik yöntemler uygulanagelmektedir. Bunlar kimyasal
maddeler, kozmetik ürünler vs. dir. Ancak bu maddeler ve yöntemler saç ve
saçlı deri için fiziksel bir travma nedeni olur ve bazen istenilmeyen yada
kalıcı olabilen değişikliğe yol açar. Uygulamaların yalnış yapılması,
kimyasal maddelerin içindeki etken maddeler ve uygulama yapılan saçın
kalitesi bu olumsuz değişmelere katkıda bulunur.
Yapılan kozmetik uygulamalar:
Saçı temizlemek için kullanılan şampuanlar. Piyasada var olan bir çok
şampuan türü farklı şekillerde formüle edilir ve ticari olarak normal, kuru,
yağlı, harap olmuş saçlar ve boyalı saçlar için formüle edilmiş olarak
satılırlar. Yağlı saçlar için kullanılan şampuanlar eğer günlük olarak
kullanılırsa saçta kurumaya yol açarlar. Yine şampuanlar içindeki maddelere
karşı irriten veya allerjik dermatitlerin gelişmesi mümkündür.
Saç Boyaları: Tedrici renklendirme yapan saç boyalarının kontak dermatit
yapma özelliği azdır ancak sert, kırılgan, cansız saça neden olduklarından
zararlı olabilirler. Ayrıca saçta kalan metal artıkları kalıcı boya ve perma
solüsyonunun uygulamasını zorlaştırır. Böyle bir uygulamada yapılırsa saçın
kırılmasına neden olur.
Yarı kalıcı boyaların saç şaftında oluşturdukları hasar azdır ancak
içerdikleri boya nedeniyle kontak allerjik dermatit yapabilirler.
Kalıcı boya uygulamalrı iki türlü olabilir. Daha koyu bir renk isteniyorsa
tek bir işlem yapılır. Ancak daha açık renge boyama isteniyorsa iki aşamalı
bir süreç yaşanır. Önce mevcut saçın soldurulması gereklidir. Soldurma
işlemi için hidrojen peroksit yada amonyak kullanılır. Bu esnada saç
kırılgan, kırışmaya müsait ve cansız bir görünüm alır. Saç şaftına oldukça
zarar veren bu işlem sonucunda saç gövdesinden %?.3 oranında ağırlık kaybı
olur ve böylece saç zayıflar ve kırılabilir hale gelir.
Saçı şekillendirmek için, saçın taranması, fırçalanması, jel, sprey, köpük
sürülmesi gibi işlemler yapılmaktadır. Saçın arka bölgeye sıkı bir şekilde
toplanması yada kıvırarak saçın düzleştirme çabası ile sıkça taranması
travmatik alopesi denen bir durumu ortaya çıkarabilir.
Yuvarlak fırça alopesisi bu tür fırçaların sık ver sert biçimde uygulanması
ile ortaya çıkar. Burada mevcut bir anomali sonucu zaten kırılgan olan bir
saçta kuvvetlı fırçalamalar saça zarar vererek fırça alopesisini
oluştururlar.
Masaj alopesisi: Saçlı deriye ilaçların masaj yoluyla uygulanması sonucu
oluşur.
Saçı şekillendiren sprey, jel, parlatıcı gibi maddelerin aşırı kullanımı saç
şaftında şişliklere yol açan ve boncuk saç diye tanımlanan bır durum
yaratabilir.
Travmayla birleşince kuru, cansız ve kırılmaya müsait saçlar
oluşabilmektedir. Burada özellikle polyvinylpyrrolidone, vinil asetat ve
sertleştirici polymerler suçlanmaktadırlar.
Tedavisi:
Uygun bir şampuan önerilir. Kimyasal işleme tabi olmuş saç kuru, statik
elektriklenmeye daha müsaittir. Sağlıklı, düzgün görünen bir saçta nem, nemi
tutan ve saçın temel yapısını oluşturan protein en üst düzeydedir be bu
özellik saçın mekanik travmaya karşı koymasını sağlar. Bu tarz kimyasal
travmaya uğramış saçlarda dimethicone içeren şampuanlar kullanılmalıdır.
Fizik yada kimyasal zarar görmüş saç süratle bu etkilerden uzaklaştırılmalı,
kalıcı perma, fırçalama, tarama gibi işlemler en aza indirilmelidir. Sıkı
saç tokaları ve bantları kullanılmamalı. Bigudi ve benzer şeylerle
yatmamalı, saçlar taranırken künt uçlu ve çok sert olmayan fırçalar
kullanılmamalıdır. Saçlar mümkün olduğunca kısa ve düz tutulmalıdır.
İlaçlara Bağlı Saç Dökülmeleri
Pek çok ilaç saç büyümesi üzerine baskılayıcı tarzda etki yapabilir. Saç
folikülleri yüksek oranda kan alan bölgelerdir. Vücuda giren herhangi bir
ilaç kan yoluyla saç köküne gelir. Eğer ilaç uzun süre alınır ve yoğun bir
biçimde saç köküne gelirse tüm saçlar dökülebilir(diffuz alopesi).
Kanser ilaçları,
Yanlışlıkla yada intihar amacıyla alınan talyum,
A vitamini fazla alınımı,
Sentetik ağızdan alınan retinoidler,
Heparin,
Flucunazole,
Doğum kontrol hapları
en sık saç dökülmesi yapan ilaçlardır.
Androjenler
Danozol
Antifungaller
Flukonazol, ıtrakonazol
Antihipertansifler
ACE inhibitörleri, potasyum tiosiyanad
Antiinflamatuarlar
Proksikam, tenoksikam, ibuprofen, naproksen
Antikoagülanlar
Kumarin, heparin, heparinoidler
Antikolesterolemikler
Klobifrat, gemfibrozil
Antikonvülzanlar
Dilantin, karbamezapin, valporik asit, trimetadion
Antineoplazikler
Altretamin, amsakrin, bleomisin, karboplatin, siklofosfamid, sisplatin,
sitoksan,sitarabin, daktinomisin, daunorubisin, dakarbazin, doksetaksel,
etoposid, gemsitabin, gahapentin, ...
Antitrioid ajanlar
Tiourasil, karbimazol, tiosiyanat, iodin
Antülserler
Simetidin, ranitidin, famodin, omeprazol
Antiviraller
Lamivudin, zidovudin
ß-blokerler
Propranolol, atenolol, metapronol, lımolol,
Psikotroplar
Amfetamin, antidepresanlar, diksirazin, lityum, tranilsiprimin,
flurobutirofenon
Retinoidler
İzotretionin, etretinat, asitretin
Diğer
Talyum, bizmut, boratlar, bromokriptin, gentamisin, kolşisin, levo dopa,
minoksidil, iv immünglobulin, oral kontraseptifler, ...
Tablo 1: Diffüz alopesi yapan ilaçlar
İlaçlara bağlı saç dökülmeleri genellikle geri dönüşümlüdür.
Genetik Hastalıklar ve Saç
Diğer konularda belirtildiği gibi saç dökülmesinin genetik nedenlerini,
genetik yatkınlık zemininde başka nedenlerin eklenmesiyle oluşan bir durum
mu yoksa tamamen genetik dışı başka nedenlerle mi geliştiği konusu son
derece önemlidir. Zira tamamen genetik nedenli bir saç dökülmesinin tedavisi
farklı olacak, salgı sistemine bağlı bir nedenle oluşan saç dökülmesi
tedavisi farklı olacaktır. Anemiye veya salgı sistemine bağlı bir hastalığa
veya ağır geçirilmiş ateşli hastalığa bağlı saç dökülmesinin tedavi
yaklaşımı ayrı ayrı olacaktır.
Androgenetik Alopesi (erkeksi saç dökülmesi) cinsiyetten etkilenen Otosomal
dominant bir durumdur. Erkekler hastalık genini sadece tek ebeveynlerinden
de alsalar hastalığı gösterirler, ancak kadınlar androjen hormonları
erkeklerden daha az olduğundan heterozigot durumunda hastalığı göstermezler.
Kadınlar ancak homozigot olurlarsa (her iki ebeveynden de geni alırlarsa)
hastalığı gösterirler.
Genetik hastalık ve saç konusu üç ana bölüm halinde incelenebilir:
Sadece saçları etkileyen genetik hastalıklar
Ön planda deri ile ilgili hastalıklar olan diş ve tırnak anormallikleri
gösteren genetik hastalıklar (bkz. Tablo2).
Genetik hastalıklarda gözlenen saç hastalıklar
Androgenetik Alopesi
Androgenetik alopesi erkeklik hormonu olan androgenler tarafından etkilenen,
genetik olarak yatkın olan kişilerde genellikle puberte sonrası dönemde 20li
30lu yaşlarda ortaya çıkan ve öncelikle alın bölgesindeki saç çizgisinin
çekilmesi ile sonrada tepe bölgesinin incelip açılmasıyla ortaya çıkan
durumdur. Bir çok isim verilmesine rağmen en sık kullanılan isimler
Androgenetik Alopesi, Male patern alopesi, olağan kellik gibi isimledir. Tüm
kafayı kaplayabileceği gibi, büyük sıklıkla şakaklar ve ense bölgesini
tutmaz. Bir hastalık olarak kabul edilmez onun yerine erkeklerin
karakteristik yapısı olarak kabul edilir. Kadınlarda da Androgenetik Alopesi
oluşabilir ancak oluşma şekli farklıdır.
Ergenlik dönemi sonrası erkeklerin yaklaşık yarısı androgenetik alopesi ile
karşılaşabilir. Androgenetik alopeside üç etken baş rol oynar:
Yaşlanma
Yaşlanan organizmanın dayanıklılığı azalır. Saç da bir organizma parçası
olduğundan, geçen yıllar saçların da dayanıklılıgını azaltır. Genetik olarak
yatkınlığı olan kişilerde geçen zaman içerisinde saç dökülmesi oranı artar.
Hormonlar
Kellik konusundaki araştırmalar 4000 yıl önce Mısırda başlamıştır.
Androgenetik alopesinin ilk tıbbi tanımlamasını M.Ö. 4.yyda Aristo'nun
yaptığı söylenmektedir. Filozof kellik ile cinsellik arasındaki ilişkiyi
tarif etmiştir. Yıllar sonra bazı araştırmalar yine bu yönde çalışmışlar,
kısırlaştırılan erkeklerin kelleşmediklerini tespit etmişler ve
Abdülhamit'in döneminde araştırmalar yapmışlardır. Eski ve yeni tüm
araştırmalr şunu ortaya koymuştur: Kelleşme ile erkeklik hormonu arasında
bir ilişki vardır. Androgen hormonu erkeklik hormonudur. Bir androgen
hormonu olan testeron Alfa-5 redüktaz isimli enzim tarafından
dihidrotestosterona (DHT) dönüştürülür. DHT de saç kökleri üzerindeki
reseptörlere baglanarak etkisini gösterir. Alfa-5 redüktaz enzim eksikliği
olan erkeklerde saç dökülmesi oluşmaz. DHT genetik olarak yatkınlığı olan
kişilerde anagen faz süresini kısaltır. Bu durum her saç yaşam döngüsünde
anajen fazın daha da kısalmasına yol açar. Bu saçın maulaşabileceği maksimum
saç uzunluğunun azalması ve saçların genel görünümünde anagen fazında olan
saçların göreceli olarak azalması demektir.
Katajen ve telojen faz (ara faz ve dinlenme fazı) saçın dökülmesi ile
sonlanır. Bu fazlarda süre olarak değişiklik olmaz. Ancak anajen faz
kısaldığında herhangi bir anda tüm saç kütlelerindeki oranlar göreceli
olarak artmış olur. Bu da orantısal olarak daha fazla saçın dökülmesi
demektir.
Anajen fazda normalde iki tip saç üretilir: 1. Terminal(kalın ve
renkli)saçlar 2. Vellus (ince ve renksiz) saçlar. Bilindiği gibi vellus
saçlar daha çabuk dökülen saçlardır. Yine Androgenetik Alopesi kişilerde
hormonların ve genlerin etkisiyle terminal saç köklerinde gittikçe hızlanan
bir biçimde küçülme (minyatürizasyon) oluşur. Bunun sonucu terminal saçlar
vellus saçlara benzemeye başlar. Minyatürize olmuş köklerde zayıf, ince ve
renksiz (vellus) saçlar üremeye başlar. Küçülmeye devam eden kökler bir süre
sonra mikroskopla incelendiğinde hücre kılıfının bir kalıntısı haline
döndüğü görülür ve saç kökü böylelikle yok olur.
Hem erkekler hem de kadınlar androjen hormonu taşırlar. Herkeste bu
hormonlar olduğuna göre niçin herkesin saçının dökülmediği sorulabilir.
Burada genetik taşıyıcılık olması yanında aşağıda belirtilen hususlar da
önemlidir:
Androgenetik Alopesi olanların saçındaki androjen reseptörlerinin sayısı
fazladır. Hormon normal düzeyde olsa onu bağlayan reseptör çok olduğundan
hormonun saç üzerine etkisi çok olmaktadır.
Androgenetik Alopesili kişilerin reseptörleri daha hasastır.
Androgenetik Alopesili vakalarının Alfa-5 redüktaz enzimi aktivitesi daha
fazladır.
Genler
Sıklık
Ergenlik dönemi sonrası beyaz erkeklerin %94.96sında alın bölgesindeki saç
çizgisinde gerileme olduğu, yaklaşık %50sinde de alın ve tepe bölgesinde
dmkülme olduğu belirtilmiştir.
Erkeklerin %30u 25 yaşında, %40ı 40 yaşında, %50si 50 yaşında Androgenetik
Alopesi belirtisi gösterir.
Kadınların %20-30 kadarında da Androgenetik Alopesi görülür.
Gebelik ve Saç Dökülmesi
Telojen Effluvium
Ateşli hastalık, doğum, kronik sistemik hastalıklar, aşırı stresler, heparin
vb ilaçların alınması sonucu ya da yeni doğan bebeklerde görülen hızlı
gelişen saç kaybı bu isim altında incelenir. Ayrıca trioıd hormonunun
azalması, ağır cerrahi operasyonlar, anestezi alınması ve aşırı diyetler
sonucunda da bu tarz saç dökülmesi oluşur.
Bazı araştırmalar ise saç siklusunun farklı fazlarında gelişen değişiklikler
temelinde tanımlama yapmıştır.
Erken anajen terk. Normal anajen faz 2.7 yıl sürer. Bu tip saç
dökülmelerinde ise saç folikülleri bu süreyi doldurmadan telojen faza girer.
İlaç alımında, yüksek ateş esnasında oluşan saç dökülmeleri bu tiptir.
Gecikmiş anajen terk. Burada anajen faz uzun sürer. Normalde belli bir
sayıda saç folikülü anajen fazdan telojen faza geçmesi gerekiyorken, bu
işlem gerçekleşmez ve neden ortadan kalkınca normalden çok fazla saç kökü
telojene geçer (Birikmiş anajen fazdaki saç folikülü nedeniyle) ve bir anda
çok miktarda saç dökülür. Gebelik sonrası saç dökülmesi bu tiptir.
Kısa anajen. Bazı vakalarda anajen faz kısa sürer bu da anajen/telojen
oranını yükseltir. Bir anda dökülen saç sayısı artar.
Erken telojen terk.
Gecikmiş telojen terk. Mevsimsel saç dökülmesi bu yolla olmaktadır.
Telojen effluvium daha sıklıkla kadınlarda görülür. Akut telojen effluvium
2-6 ay sürer ve tam iyileşir.
Telojen effluvium ve gebelik
Gebelik sonrası telojen effluvium fonksiyonel olarak gecikmiş anajen fazın
en çarpıcı örneğidir. Yapılan çalışmalar gebeliğin son döneminde telojenin
iyice azaldığını göstermiştir. Gebeliğin son döneminde anajen oranı %95'e
kadar çıkabilir.
Doğumdan sonra genellikle (2 ve 3 ay sonra) anajen saçlar telojen saça döner
ve saç dökülmesi belirgin hale gelir. Normal saç dökülmesinden 2-3 kat daha
fazla saç dökülür. Bu süre genellikle 2 veya 3 ay sonra başlar ancak 6 aya
hatta 1 yıla kadar uzayabilir
Telojen effluvium'a ilaçlar, kaza ile bulaşma sonucu alınan selenyum ve
arsenik, biyotin yetmezliği, damardan beslenme ve aşırı çiğ yumurta akının
alımı da sebep olabilir. Diyaliz hastalarında görülebilir.
|